Posts

Showing posts from 2011

sherlock holmes fenomeni

Image
İki çocukla sinema maalesef hayal oluyor biraz. Çünkü hem güzel bir filmin tam da saatine denk gelmesi,hem de çocukları bırakacak birini bulmak biraz zor oluyor. Evdeki tv sinema paketleriyle idare ediyoruz ya da dvd almak daha kolayımıza geliyor.
Uzun zamandır da sinemaya gidemiyorduk. Hani derler ya şeytanın bacağını kırdık. Çok da iyi etmişiz. Süper bir filmdi. Kurgu, çekim teknikleri.. Artık fotoğrafçı gözüyle baktığım için çok farklı çıkarımlar da yapabiliyorum filmlerden.
Filme gidenler zaten biliyorlar, gitmeyenler için de yeterli yorumu yaptığıma göre; niye yazdığıma geleyim.
Sinemaya gitmek, öyle tek başına "hadi bir seyredelim" ile bitmiyor. Çünkü İstanbul şartlarında ulaşım çok ciddi problem, hadi bunu da aştık. Gittik; hem de bileti internetten satın almamışsak!! E bir de h.sonu avm bilet gişesi kuyruğu of of! Her sorunu bertaraf ettiğimizi varsayıp, koltuklarımıza oturduk. İşte şimdi asıl problem.
Yanında oturanlar, önünde oturanlar ve arkandakileri de kontrol …

Dost kapısı

Image
Her geçen gün, kendime bakıp; "nasıl yani?!" bu çocuklar ve sürdüğün yaşam benim mi? diye şaşkınlıklar içine giriyorum.
İnsan hayatı yaşarken, akıp gideni, geçip geride bıraktıklarını pek fark edemiyor. Sanki o an yaşadıkları ömür boyu sürecek gibi hissediyor.Sıkıntılar da öyle, mutluluklar da öyle...
Gün itibari ile, 5 yaşını hızla dolduran bir oğlum ve 3 yaşına girmiş bir kızım ile her gün ap ayrı koşuşturmalar; çoğu zaman "yeteerr!" çığlıkları, bir çok zaman da "ya sen ne tatlı şeysin" nidalarıyla akıtıyorum zamanı...
Annem geçen gün köşesinde oğlumla ilgili bir yazı yazınca "o anı" tekrar hissedebilme fırsatım oldu. Bir fotoğraf sevdalısı olarak doğumlarımda fotoğraf çektirme imkanım olmadı; zaten zamanlama olarak istesem de pek olmazmış ama anneciğim sayesinde fotoğraftan çok daha büyük bir miras kaldı bana...
Koşulsuz fedakârlığı, kendini ikinci plana atıp, önceliği hep olan tek varlık evlat...

Bu sıralar içsel sorgulama dönemine girmiştim…

kızım

Image
Merhabalar okuyucularım, Tabi hala oralarda bir yerlerde beni okuyan birileri kaldıysa yazıyorum. Gerçi okurum ben kimse beni okumadığı zamanlarda da yazıyordum. Yani okunur muyum bilmem ama yazar olduğum kesin...
Neler yaptığıma gelince... Bol bol çalıştım. Çok çalıştım. Yazı fotoğraflarla meşgul olarak geçirdim. 
Gelelim sebeb-i yazıma ahah:)) Ne zamandır yazmayınca insan nereden başlayacağını bilemiyor. Kızım biricik kerimem tam 2 yaşında oldu. Yarın itibari ile 3'ünden gün alacak Allah izin verirse... Oğlum 5. yaşını hızla bitirip 6ya girme çabasında ve kızım 3 yaşına adım atıyor. İnanın biri bana bunları söylese "ha ha ha!" tek cevap olurdu.
Canım kızım soğuk olmayan bir günde kısa sürede gözlerini açtı dünyaya. Büyümesi de aynı sessizliğinde sürerken; biz onun tuttuğunu koparan bir tatlı cadı olduğunu farketmiştik. Ağabeyi ile çekişmeleri, başta ağabeyi onu kıskanırken; şu anda onun ağabeyini daha çok kıskanması bizi hep şaşırtadurmuştur.
Oğlum zaten bizi hep şaşk…

yaz zamanları

Image
Yaz nasıl geçer iki çocukla...
Güzel geçer demek istiyorum. Geçiyor ama yoruluyor da insan. Önce okulun bitimi ve biraz geziden sonra, evimize geldik, Ramazan ayına 1 hafta kala.. Geldik evin bir iki işi derken, Ramazan geldi. Allah'a şükür kavuştuk; bereket ayına...
Okul dönemi bitince Akif Eren evde nasıl vakit geçirir, Rana Eslem bu duruma nasıl adapte olur bocalamasında farkettim ki, oğlum deli gibi tv seyrediyor.
2,5 yaşına gelene kadar hiç tv seyretmemiş bir çocuk olarak bu durum beni ziyadesi ile rahatsız ediyor. Bendenizin bile tv karşısında geçirdiği vakite çok acıyan biriyimdir.
Hemen kısıtlama getirildi. Belli bir saatten sonra oyun saati başlıyor ve oyun oynamaları için her şey yapılıyor. ama iki farklı gelişim zamanlarındaki çocuğu bir oyun içine nasıl dahil ederim onu bilemiyorum. İlk çocukta anne-babalar çok idealist oluyorlar. Kitap okuma saati, oyun hamuru saati, yap-boz saati, ahşap blok saati vs.. iş kolay. Gel bakalım şimdi bu düzeni sağla...
bloklardan kule ya…

Sen Neymişsin be Amy!

Image
Nerden başlayacağımı bilemediğim bir yazı yine...
Amy Winehouse isimli, gencecik bir star! kayıp gitti dünyadan...
Amy öldü kendini bir şekilde kurtardı, demeden edemeyeceğim yazılar okuyorum gazetelerde...
E birilerinin ölmüş bile olsa, dünyaya hitap edebilen insanların üzerinden prim yapması gerekiyor. Sakın sen de yazıyorsun demeyin. Vallahi öyle bir niyetim yok ama çatlayacağım!!!
Hayatını sürdürüyor olsaydı bu kızcağız; hala herkesin şarkılarını severek dinlediği, "oohh be ne güzel hayat!" ya da "dünya bunlara güzel be kardeşim!" kalıplı cümleleri ile sürüp gidecekti düzen. Sonra olan oldu ve özendikleri hayatın boş olduğunu görmenin verdiği; "kedi uzanamadığı ciğere murdar der" atasözü ile uzadı hikaye, ve daha da uzar...
Bir yazar Amy'e ithafen gençliğe hitap etmiş. Şarkı sözlerini yazarak, aslında feryad ettiğini anlatmış. Bir diğeri bağımlılığını ele almış. Biri babası ile geçirdiği vakitleri. Biri sadece büyükannesinden sevgi gördüğü için ko…

bla bla bla

Image
Hani yazmak istersin de yazamazsın ya, yada elin gitmez klavyenin tuşlarına yada bir kağıt kalem bulup karalayamazsın bir iki kelime işte öyle karmaşık günlerdeyim. Efkâr desen yok arkadaş! Sadece biraz telaş hepsi o. Ama yazamıyorum. Birikiyorum ve boşalamayınca sinirleniyorum sadece. Asabiyim!!!


Geçecek diyor iç ses. Haha geçecekmiş bilmiyordum sanki. Yazmamanın avantajı neymiş okur? Gözlemlemek. Hem de bol bol.

Gazeteler desen yok bişey. İnternette gezmek kifayetsiz. Etrafım kalabalık. İki çocuk annesisin sen diyor biri içimden, ama sadece anne değilim değil mi? Zaten öylede davranmıyorum. Ergenken böyle hissediyordum ama geçti demek bu da geçecek. Ama taşlar yerine kolay oturmuyor…

Evlat kolay yetişmiyor.Yaa biliyorum bunları, yok mu deva bulan?? Yok mu sessizliğimi anlayan. Yaa var demeyin. Onu da biliyorum. Sırtırtımı dayadığım Rabb’im var. E o zaman? demeyin. Demeyin işte. Fotoğraf çekiyorsun, geziyorsun, kah oradasın, kah buradasın da demeyin. Onu da biliyorum.

Sütten keseme…

seyir defteri...

Image
Merhaba herkese,
Geçen gün kermesimiz için birkaç şey almaya Eminönü'ne gittik arkadaşlarla. Kutsal mekan diyebilirim oraya. Çok seviyorum gitmeyi ama arabayla gitmek zulüm malesef. Sultanhamam'daki otoparka bırakabiliniyor araba ama oraya gitmesi de ayrı bir mesele. Ben genelde arabayı Fatih'te bırakıp taksi ile gitmeyi tercih ediyorum.
Bu girizgahtan sonra vardık Eminönü'ne.. Haftaiçi sabah erken olunca biraz tenha idi. Ama kumaşçıdaki işimizi halledip çıktığımızda bildiğin curcuna Eminönü idi.
O dükkan, bu kumaşçı, bu ipçi, kurdelesi, boncuğu, apliği derken hayli yoruldum bu yüzden fazla fotoğraf çekemedim. Ama kendimi yorgunluğa rağmen huzurlu hissettiğim yer gerçekten..
Şehirdışında (neredeyse) oturan biri için hasretlik işte:))
 Bu arabayı çok sevdim. Bu aralar, şimşek mcqueen seyretmekten içim bir hâl oldu, ama bıkmadım. Çok şeker yaa. Bu arabayı da Mater'a benzettim. Çok sevdim
Baykuşları da çok seviyorum. Bu objenin fotoğrafını çekerken başımda bekleyen sat…

Su Çiçeği

Annemin en son demesine göre (ki bu yıllar evveline tekabul ediyor) ben su çiçeği dökmemişim. Şimdilerde bir geçirdin sen, bir yok yok olmadın galiba şeklindeki ikilemlerden sonra; ayyy hatırlamıyorum diye sıyrılsa da kendim konusunda hiç bu kadar bilinmeze düştüğümü hatılarmıyorum:))
Oğlumu geçen salı okul için giydirirken, göbeğinde bir kaç kızarıklık ve birinin ucunda iltihabımsı bir şey görünce "aa ne olmuş buraya!?" diye tepki verdim. Benim bilmiş oğlum ise "ben suçiçeği oldum anne!!!!" dedi.Sen nereden biliyorsun deyince, sade bir "ben bilirim" ukalalıkla karışıklık feylesofça bir anlam çıktı ortaya... Bilmiş hakikaten doktora gittik. Teşhis kondu. Ateş düşürücü (fenalık geliyor bundan), öksürük şurubu (bundan da) ve kaşıntı solüsyonu aldık geldik eve.
Su çiçeği hep, tüm vücudu saran, kaşındıran, içinden sular akan, uyutmayan falan bişey değil midir???
Toplam olarak 30-40 civarı (normali 300-500 arası imiş!!) kızarıklık. 5-10 tanesi sulu gerisi kıza…

Kızım

Image
Gerçekten zaman o kadar hızlı akıyor ki... Cedric diye bir çizgi film vardır ya; fenomendir artık. Kayınpederim de hastasıdır ayrıca. İşte Cedric gibi oldum bende. Bla bla yaşındaysan, evliysen ve iki çocuğun varsa hayat çok zor!!! diye devam ettirerek elbette. Sonra bakıyorum kendime. Çalışmayı bıraktıktan sonra ev hanımı moduna kendimi koyamıyorum zaten. Birşeyler üretmeden, meşgul olmadan yada kendime zaman ayırmadan yaşayamıyorum. Zaten çocuklarıma da faydalı olamıyorum o zaman. Kızım adına yazı yazmadığımı farkettim. Yani öyle harala gürele geçiyor ki zaman; aman okuldu, hastalıktı derken istediğim gibi veremiyorum kafamı. Kızım, oğlum 28 aylıkken dünyaya geldi. Güneşli bir kış günüydü. Aralıktı ama güzel bir gündü :) Rana Eslem dünyaya geldikten sonra, oğlumun davranışları çok değişti. Her ne kadar ben, olmaması konusunda gerekeni yapsam da; olacağı konusunu hiç düşünmesem de, demek ki olacağın önüne geçilemiyormuş... Kızım o kadar sakin bir bebekti ki, öyle olacaksa inanın 5 tane d…

Gelibolu'dayım...

Image
Çok mutluyum. Annemin memleketi Gelibolu'dayım. Burda kuzenimin bir arkadaşı; Burak Batır ile tanıştım. Ve yarın O'nun bir fotoğraf sergisi olduğunu öğrendim. Bayıldım tabi. Yarın gideceğim inşaallah.
Bir arkadaşı Burak ile ilgili bir yazı yazmış. Okumanızı ve destek olmanızı dilerim. En azından Çanakkale ve Gelibolu civarındakilerin...

Dedem

Yazarken bile daha anlamlı geldi bu kelime.. Dedem!
Yakın zamanda; "küçükken neden dedemi severdim?" diye düşündüm. İndim çocukluğuma...
Dedem severdi beni, gezdirirdi. Bakkal dükkanı vardı. Bir sürü ıvır zıvır verirdi, gönderirdi de...
Yakışıklı adam dedem. Atatürk gibi, ama uzunu. Mavi gözlü... Hani derler ya; "filinta gibi" işte öyle benim dedem. Anneanneciğimi kızdırmaya bayılır, o kızınca gevrek gevrek güler. Biz de güleriz, ama görseniz siz de gülersiniz. Keh keh keh keh diye kahkaha atar. Gülünür...
Çok prensiplidir. Ayak, sadece tırnak kesileceği zaman ellenir ve akabinde yıkanır. Sonrasında asla ellenmez!
Hele bir görsün! o yumuşacık adam gider, derin bakışlı ve keskin sözlü adam gelir.
Dışardan geldiği anda; kıyafetlerini çıkarır, yatağın üzerine serer ama düzgünce. Ev kıyafeti ayrıdır, onları giyer.
Havlusu ayrıdır, eşininki ile karışmasın diye düğme dikilidir ve ipte asılacağı yer bile bellidir.
Yüzünü havluya silmez, çünkü kurutma makinesi ile kurutur.

Haramiiiiiiiii...........

Image
Kaç gündür yazmadım. Bu sefer bilerek. Kalbimde sevgi baloncukları, midemde kelebekler...
Bildiğin sevgi pıtırcığıyım...
Çok mutluyum çoook. Gelelim sebeb-i saadetime...
Artık ben bir Harami adayıyım. Çok mutluyum. Uzun zamandır fotoğraf sanatı ile ilgileniyordum. Bunu az-çok biliyorsunuz. Takip ettiğim sitelerin içinde dolaşıp duruyordum. Eğitim için içime en elveren yer Ali baba'nın yeri; yani Mağara oldu. Bunda sevgili Ayça'nın önemi büyük. Çünkü çok başarılı bir fotoğrafçı ve yaratıcı bir karakteri olduğunu gözlemliyorum. Özgün olması beni en çok cezbeden yönü oldu. Bir de öğrendim ki aynı gün Ayça 'nın da Atölyesi varmış.. Bak sen  Allah'ın işine...
Hemen gittim durur muyum. Baştan temel fotoğrafçılık eğitimine öğleden akşama kadar da Doğum Fotoğrafçılı Atölyesi'ne girdim. Bambaşka bir kapı açıldı zihnime. Başka dünya,başka insanlar...
Bayılırım başka hayatları gözlemlemeye. Yeni yerler ve insanlar tanımaya..
Geçen cumartesi gittim Mağaraya. Dizaynına bayıldı…