Editörün kaleminden

Okuduğunuz ve dikkatinizi çeken yazılarıma, fotoğraflarıma vs.. yorum yazarsanız çok memnun olurum. Teşekkürler

January 10, 2010

Kitap

Bu aralar malumunuz biraz karışık günler içerisindeyim. Sebebi yeni doğum yapmış olmam ve buna alışabilmem değil. Ama oğlumun bu duruma adaptasyonu ve kendi işlerimi ve ev işlerini bu duruma uyarlama sürecimin oturmamış olmasından kaynaklanıyor.
Bende dışarı çıkamama halime evden alışveriş hali eklenince, hem de Akif Eren beyin etkinliklerine yeni soluk kazandırabilme çabama bir-iki kitapla cevap bulmaya çalıştım.
Efenim şöyle ki, birincisi Fiona Watt'ın kırt kırt kağıt isimli kitabı. 3 yaşından biraz büyük çocuklar için olacağını düşünüyorum. Daha ince çalışmalar için uygun. Akif Eren için biraz daha erken etkinlikler ama hepsi süper. O zamanın gelmesini sabırsızlıkla bekleyeceğiz...
İkincisi her anne baba adayının, annenin ve babanın evinde kesinlikle bulunması gerektiğini düşündüğüm, tıkandığınız ve sabrınızı zorladığınız noktada devreye girecek bir kitap. Ve kitap ismi, oğlumun bana en çok yönelttiği soru; "Benimle oynar mısın Anne?!" Ali Çankırılı'ya teşekkürü borç bilerek tavsiyelere sunulur..
Üçüncüsü Gülse Birsel' den Velev ki Ciddiyim. Köşe yazılarının hepsini okuyamayanlar için, ya da okusa da şöyle bir çırpıda bitsin hem de kafam boşalsın-eğleneyim diye düşünenler için ideal.
Ve başlasam da henüz okuyamadığım için yorum yapmakta zorlandığım ama güzelliğine emin olduğum Ayşenur Yazıcı'nın "Sensin Mağara Adamı" isimli kitabı. Kadın erkek ilişkilerinin konu alındığı Ademler ve Havvalar isimli programdan çıkardığı derslerden derlenmiş bir kitap. Eee konu kadın erkek ilişkisi olursa ve Ayşenur Yazıcı gibi güçlü bir zekanın kaleminden çıkmış olursa sonuç güzel olur eminim. Arada karikatürlerle süslenmiş ama kitap yanımda değil şuan karikatüristi yazamayacağım. Ben bu kitabı D&R dan aldım yılın son gününde ve sadece 4 lira! Şimdi ne kadardır bilemem ama tavsiye ederim hani.
Ne demişler "Eğitim Şart!" :)

Sıradada Mazhar Alanson'un Mazhar olmak isimli kitabı var ki, kitapçıya gittiğimde bulamamıştım. Elimdekiler biter bitmez alacağım ilk kitap. Eğer ona da başlarsam bitirme sürecim uzuyor. Olmamalı. Ay bitti.

January 01, 2010

wish list!

Yapılacak çok şey olduğunu farkedip, bunları görmeden sürekli düşünmek zihin yorucudur malumunuz. Ben yazarak aklımdakini kolaylayangillerdenim.
Mesela seyahat öncesi hazırlanacakların listesini çıkarmak, markete gitmeden evdeki ihtiyaçları buzdolabı üzerindeki magnetli not defterine yazmak, alışverişe çıkmadan ne renk ve nasıl birşeyler istediğim konusunda tespitte bulunmak. (fazlasını almayayım diye!!, yani tahmin edersiniz ki hiç alışveriş sevmem. Aaa burnuma birşeyler oluyor.)
Neyse konuma dönmem icap ederse ki ediyor,
Ben bu sene daha doğrusu hamileliğim sebebi ile ertelediğim şeyleri yapmaya başlamam gerektiğinin farkındayım.
Mesela iş dolayısı ile ve oğluşumun genel ihtiyaçları çerçevesinde kitap okuma işlevim neredeyse sıfıra inmişti ki; şuan "anne eli değmiş gibi" olan ben bu fırsatı iyi değerlendirmeye çalışıyorum.
İndigo' lar hakkında gerekli bilgiye sahip olmak için araştırmalar yapılacak ve oğlumun davranışları anlamlı hale getirilecek.
Fotoğrafçılık konusunda araştırmalar yapılacak ve en istediğim şeylerden biri olan prfesyonel fotoğraf makinesi ihtiyacı giderilecek... Hani şu afilli olanlarından.
Tv izlemeler sınırlandırılacak ve çocukların kitap okuma saatleri ayarlanacak.
Daha çok yazı yazılacak, geleceğe yatırım yapılacak
Beslenme düzenlenecek ve süt artırıcı ama kilo yapmayıcı yiyeceklere ağırlık verilecek.Yaza eski hale gelinmiş olacak!
Eşimin kilo kontrolü ele alınacak.
Uff ben zaten yapmak istediğim şeyleri yapıyormuşum bunu farkettim.Sadece çok konuşmadan için için istemeyi severim ben. Sanırım "secret" felsefesi doğrultusu ama inancımızın dediği ölçüye bakarsak, dua ediyormuşum isteklerime.
Oluyor da çok şükür.

Hmm umarım daha kaleme alamadığım ama gönlümde yer alan isteklerim ve okuyucularımın istekleri de gerçekleşir. Ama gerçekleşmezse de, n'apalım.Başka şeyler geçiririz gönlümüzden.
E Allah gönlünüze göre versin ne diyeyim...
(Amin)

December 19, 2009

Ağabeylikten kaçış!

Kardeşini seviyor bunu görebiliyoruz.Kucağına almak istiyor, öpüyor, sevmeye çalışıyor. Ama bizim ilgi göstermemize de tahammül edemiyebiliyor.
Kolay gelsin bize.



A.E: Babacımm benimle oynar mısın?
Baba: oynarım oğlum.
A.E: Hadi dooğru odama o zaman.


A.E: Babacım ne yiyorsun? Mandalina mı yiyorsun?
Baba: Evet oğlum, mandalina yiyorum.
A.E: Geçmiş olsun babacım.


Anne: Oğlum lütfen yanıma gelir misin?
A.E: Dur bidakka annecim, önce önce önceee şimdi oyun oynuyorum annecim gelemem...
Anne:!!


A.E: Anne sen burdan bi yere ayrılma!
Anne: peki oğlum.
A.E: Ben şimdi anneannemle sulu boya yapıcam, çok meşkulüm..
Sakın rahatsız etme..





Çok yakında bu konuşmaların biri tarafından daha yapılacağını bilmek çok hoş duygu.

Oldum mu? Galiba...

Ne tuhaftır anlatacak şey çok ama başlangıç yok.
Bir kız bir erkek çocuk annesi oldum. Daha pratik oldum. Annemi daha da iyi anladım, hak verdim. Yattım dinlendim. İki kardeşi eşit sevmeye gayret ettim. Yeni notbooka alışmaya çalıştım. Badire atlattım, içim sıkıldı sonra geçti.
Hayat güzeldi, güzel, güzel olacak.
Kızımın kokusunu içime çektim, çektim. Bunu çok özlemişim.
Çaresizliğini seyrettim.Çabalamasından güç aldım.

Oğlumun kendini garip hissetmesini anlamaya çalıştım. Hak verdim.
Aynaya baktım, tuhaf göründüğümü farkettim. Üzüldüm, sonra geçeceğini hatırladım sevindim.
Geceleri çok uyandım.Hemen uykuya daldım. Evde dingin bir hava. Sanki sinirlerimi aldırdım.
Allah'ım annemin yanımda olması ne güzel nimet.

İçimde süt oluyor olması ne şaşırtıcı. Bununla bir çocuğun doyması ne şahane.
Artık "çocuklar nasıl?" diye sorulması enteresan...

Anlatabildim mi? Mutluyum. Hisliyim. Anladım sanırım anneliği sindiriyorum. Belki de daha çok anlayacağım. Umarım anlarım. Herkes anlasın dilerim.

December 10, 2009

Yeni Hayat

Artık bambaşka bir hayata başladık. Hadi hayırlısı...




Akif Eren bey ile prensesimiz arasında köprü kurmaya çalışmak, iki çocuk annesi olmak, nüfusumuzun kalabalıklaşması ve evdeki bu enteresan hava...

Çok şey var yazılacak; hissedilen ve fakat çok yorgunum. Daha 24 saat olmadı misafirimiz geleli...
Ayrıntılar daha sonra...

İyi dilekleriniz için teşekkürler şimdiden...

December 02, 2009

Son Günler

Merhabalar herkese, yazacak şeyler yine birikti...
Öncelikle belirteyim hepinizi Reader'dan okuyorum, takip ediyorum. Ama malesef yorum yazacak vaktim olmuyor. Zira netbook ile yazı yazmak; karnım yüzünden çok ulaşılmaz bir halde şu sıralar.

Başlayayım anlatmaya neler yaptım. 8 Kasım yaşgünümdü. Bir yaş daha attım vee yaklaşık beş senedir olduğu gibi hala 23'üm :)) Canım kocacığım bana ne zamandır istediğim saati almış.. Tekrar teşekkürler..
Yeni evime artık tamamen yerleştim ama malesef hala temizlik konusunda bana yardımcı olacak bir bayan bulamadım. Arayan bulur inşaallah bulacağım kısa zamanda. Yeni perdelerim ve değiştirdiğim köşe koltuğumla evim güzel oldu vesselam.

Akif Eren evde olmaya biraz alıştı çok şükür, çünkü hergün evden çıkmaya ve kalabalığa alıştığından; sıkıntıdan bana sarıyordu yavrum şimdi daha sakin. Sadece ben artık ilerleyen gebeliğim yüzünden yerimden bile kalkarken zorlandığım için Caillue, Arthur, Tarçın gibi çizgi filmlere alıştık malesef:((

Malesef diyorum çünkü tv karşısında natepki insanlardan olmaması için çok çaba sarfettim şimdiye kadar bundan sonra uğraşlarım boşa gitsin istemiyorum.

Son olarak da; bugünde dair bir anektotla çocuklarımızı nasıl saplantılı ve basma kalıplı yetiştirdiğimize dair örnek vermek istiyorum.
Doktor randevumuza gittiğimizde(benim için) bu sefer oğluşum da bizimle geldi. İçeride de kendi yaşlarında bir erkek çocuğu daha vardı. Çok sevindik beraber vakit geçirirler diye. Çocuk son derece sevimliydi de. Ama sonra birşeyler onları ayırmaya başladı. İçeriye sadece galoşla girilen ve temiz olduğu her halinden belli olan muayenehanede Akif Eren halıya yattı ve ayaklarını sallamaya başladı. E tabi diğer delikanlı da öyle yapmak isteyince hemen babası ve annesi tarafından "yatmaa!" diye uyarılmakla kalmadı yerden koparılıp alındı.

Tabi ben burda pis anne konumunda kaldım. Hani çocuk kendini yerlere atyor ama ben pasaklı hiç bakmıyorum bile... Bunu da önemsemedim çünkü zaten hiçkimsenin orada yatmadığını farkedecek ve biz büyükler gibi davranıp kalkacaktı yerden. Ayrıca yerde olsa bile bağışıklık sistemi için gerekli olan bakterilerle donanacak ve sağlamlaşacak.

Sonra Akif Eren sebil makinesinden su içmek istedi.Yanda duran bardaklardan aldı, doldurdu ve oturup içti. Diğer çocuk da yapmak istedi ama fısıltıyla konuşan anne ve babası tarafından engellendi döker! diye.

Sonra beraber koşmak istediler ve yine fısıltı ile iknaya çalışan ebeveynler tarafından kucaklanarak oradan uzaklaştırıldılar. Bu arada muayenehanede o esnada bizden başka kimse yok. Hani çok hastalar olur,rahatsız edilme düşüncesi güderler falan, bir nebze anlayışla karşılarım.
Sözün özü; biri bana açıklasın benim kendine güvenen ve istediğini yaparken başkalarına da saygı göstermeyi bilen birey yetiştirme çabam mı geçerli, yoksa "aa bizim oğlan gittiğimiz yerde yanımızdan kalkmıyor. Çok akıllı, çok uslu" mantalitesi mi?

Bence rahat olun ebeveynler yoksa tek tip insanlar dünyayı istila edecekler ve çok sıkıcı bir evrende yaşıyor olacağız....

November 15, 2009

ortaya karışık

Taşınma işlerini hallettik, bebeğe dair neredeyse herşey bitti derkeeeeen,
Aniden bastıran bir öksürük krizi ile erken doğum yapacağım sandım. Ihlamurlar, greyfurt suları, pekmezler, bal şerbetleri sayesinde ben iyileştim şükür ama bu sefer de canım oğluşum hafif öksürmeye başladı. Ona normal zamanda içine pekmez koyarak; bak anneciğim çay diyerek içirdiğim ıhlamuru bile içmedi. Ve malesef ateş mevcut.
Bende Ayça'nın da geçende belirttiği yazısını tekrar okuyarak ve annemin biz hastalanınca bize uyguladığı yöntemlerle ateşi düşürmeye çalışıyorum. Allah'tan ne şart altında olursa olsun banyo yapmak en büyük zevki ve terapisi olduğu için hemen küvet doldu. İçine sirke döküldü. Başta titreyerek de olsa oyuncaklarla oynarken hem ateşi düştü, hemde keyfi yerine geldi. Hâlâ tam iyileşmiş değiliz. Dualarınızı bekleriz....
Size güzel şeyler yazacağım ama fırsat olmadı inanın.

October 18, 2009

Taşınma


Bir kaç gün buralarda olamayacağım malesef. Taşınma dolayısıyla kapalıyız...

Evime telefon doğalgazı üzerimize almak, servis gelmesi yerleşme telaşı ve Akif Eren beyin bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ile uğraşmaktan şimdilik pek vaktim olmayacak. ama döndüğümde Pamukkale gezim ve bir çok enstantene ile aranızda olacağım.


Dip not: Hâlâ doğurmadım ama taşımacıların bile acınası bakışlarına şahit oldum açıkçası.

Annem sağ olsun, elim ayağım oldu. Ha bir de eşim sağ olsun. En önemli destekçim...

Umuyorum doğurmadan yerleşeceğim ve minik misafirimiz için planlarımı rahatlıkla gerçekleştirebileceğim...


Haa unutmadan bana dua edin de yeni apartmanımda iyi geçinebileceğim komşularım olsun. Güzel dostluklar kurabileyim. Çünkü merkezden bir nebze daha uzaklaştım. Ekmek yapma makinem daha çok işlev kazanacak. Arabam olmazsa ben bir hiçim diyim ben o kadar yani.

October 08, 2009

Çocuk ve beslenme

Ne zamandır bahsetmiyorum Akif Eren'in beslenmesinden. Ama Sevgili Ayça uzunca yazmış.O'ndan destek aldım bende.
Akif Eren de 2 yaşına kadar neredeyse hiç ek gıda almadı. Mama ağzından girmedi(çok mutluyum)
Bu konuda da söyleyeceğim birşey şudur ki; Bir arkadaşım mama üreten bir büyük firmada satış temsilcisi olarak çalışıyor. Doktorların o mamayı tavsiye etmesi için kendilerine alınan hediyelerden!!!! bahsetti. Evlerine klima, arabalarının eskiyen lastiklerinin değişmesi, kimine deterjan, parfüm, laptop, kamera, cep telefonu vs...
Bu şartlar altında çocuğumun sağlığı için tavsiye edildiği iddia edilen mamanın asla sağlıklı olmayacağına inancım tam ve gönlüm rahat.
Gelelim doktor ve aşılara.
Aşıların çok ağır metaller içerdiği ve çocukların bağışıklık sistemini alt üst ettiğini şuan reddedecek doktor yok. Demek ki çok zararlı. Peki neden hâlâ aşı!
Olmasa ne olur?
Bizim rehabilitasyon merkezimizde (özürlü eğitim merkezi) çeşitli yıllarda yapılmış aşılardan kaynaklanan ve bu kesinleşmiş öğrencilerimizi görünce kararımın sonuna kadar arkasında duruyorum.
Ama çevresel şartları esgeçmemek gerekiyor. Neden aşı yapmadığım konusunda baskı yapan aile fertleri ve çevredeki insanlar yer yer aklımı karıştırıp, bu fikri gözden geçirmeme neden olsalar da. Çok çok çok rahatım.
Şuan çok az hastalanan ya da çabucak iyileşen bir çocuğum var.

Ek gıdalara gelince, süt konusunda da bu kadar kesin kurallı değildim. Zira bende acayip severim sütü. Ama mayanın faydaları tartışılmaz.Mayalanmış süt, mayalanmış yoğurt (kefir), her zaman çok daha iyi netice verecektir.
Ama benim eksiğim süt! İyi süt bulmak zor. Onu da gelecek dönemde bulacağım inşaallah.
Doktor konusunda da, aynı Ayça gibi, aşı şart mı diye sorduğum cici doktorumuzdan; "ne demek şart mı, aşı olmazsa olur mu, bunun aksini kim iddia ediyorsa çok yanılıyor" şeklinde şekilci bir katiyetle cevap alınca, o doktor ile olan ilişiğimi anında kestim.
Malesef toplumda çok ilaç veren doktor iyi, ilaç kullanmadan hastalık iyileşir mi?! gibi kırılamayacak önyargılar mevcut.

Hatta çocuğun canı isterse kola bile seve seve verilebilir, salam sosis yenilebilir, kutu danoneler ile beslenen çocuk sağlıklı olur, ya da bir kere alsa yese ne olur! gibi iyilikler var. Keşke böyle düşünen insanlar bilebilseler, göz göre göre evlatlarına kanserojen madde enjekte ettiklerini.
Bile bile obeziteye, şeker hastalığına, erken kolestrole, kalp yağlanmasına hülasa erken ve acı içinde ölümüne sebep olduklarına inansalar keşke ve dehşete kapılsalar.

Şuan araba ile yaptığım uzun yolculuklardan ve arabada çocuğu oyalamam gerektiğinden biraz abur cubur veriyorum ama asla cips falan değil. Çubuk kraker gibi daha az katkılı şeyler. Onları da inşaallah sıfıra indireceğim.

September 26, 2009

Akif Eren 26 aylık


Sevgili arkadaşım Meltem,(arkadaşım demekten kendimi geri almıyorum, zira sürekli takipteyim)'den format kopyalıyorum. Umarım kendisi bunda bir beis görmeyecektir.
Oğlum, canım yavrum, bugün tam 26.ay dönümündeydi.
Artık tamamen konuşabilen ve her istediğini rahatlıkla yap-tır-an bir birey haline geldi.Sadece bir yere gittiğimizde bütün marifetlerini gösterme isteğinden kaynaklanan bir delirme hali çöküyor kendisine ama o bile yakışıyor haspaya...
Ne kadar geliştin, hangisini anlatabilirim. Gece uyumadan önce
-- Anne bana bişi anlat.
demelerinden, uyanır uyanmaz;
--Acıktım / -- Muz yicem/ --Yoğurt
diyerek beni hayretlere sokmalarından;
Oyun hamuruyla oynamayı çok sevdiğinden, hemen eline alıp
--Anne sen araba yap, ben yılan diyerek kopardığın hamuru masada yuvarlamaya başlamandan.
Kendi adını Afif Eyen gibi yuvarlayarak söylemenden, şaşırtıcı cümleler kurmandan ve kendini herkese sevdirebilmenden bahsetmek istiyorum ama nasıl bilmiyorum.
O denli kendine güvenen bir çocuksun ki, terrible two dönemi de üstüne gelince beni çok zorluyorsun.
Bazen nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum. Kızılacak bişi yapınca,
--Anne, kıjjmaaaa.. diyerek bana öpücükler yağdırmana;
Eğer birşey yaptırmak istiyorsan,
Anneciiiim, babacııım şeklinde yağ çekmelerine
hayranım diyebiliyorum sadece.
Gelecek olan kardeşin ise bugün itibari ile 30 haftalık. Büyüyen karnım ve malesef süregelen kas ağrılarım yüzünden seninle gönlümün istediği gibi koşup oynayamıyorum. Ama gelen kardeşinin çok kısa bir zaman sonra açığı kapatacağını ve sizin süper oyun arkadaşları olacağınıza inancım tam.
Bana gelen "kıskanıyor mu?, kıskançlık olacak mı?" sorularına; her zaman ki ezberbozanlıkla cevap veriyorum.
--Alışacak, buna mecbur!
Ama işin aslı içimde şudur ki;
Benim ve kardeşim arasında 13 ay var, annemin anlattığı kadarıyla bir müddet zorluk yaşamış lakin, biz çok güzel oyun oynayan ve sonrasında müthiş kavga edebilen ama birbirini asla kıskanmayan iki kardeş olarak büyüdük.
Tabiki tekelini kaybetmenin verdiği bir sarsıntı olacak ama eğer bizde davranış yanlışlıkları görmezse (ki olacağına hiç inancım yok), bana fevkalade yardımcı olacağına bile inanıyorum.
Kardeşlik kadar güzel bir paylaşım olamaz...
Banyo yapmaya bayılıyorsun.Yürüdüğün vakî değil, sürekli koşuyorsun. Scooter'ı kullanmaya bayılıyorsun ama bisiklet konusunda biraz tembel çıktın, tekerlekleri çevirmek yerine ayaklarınla itiyorsun. Akülü motorununda bunda katkısı büyük.
Hemen her gördüğün otobüse
--Anne, bak komacan obotüüüüüss! diyerek ve sevinerek bakmana hayran oluyorum.
Küçücük şeylerle mutlu olduğun gördükçe bende senden çok şey öğreniyorum.
Zaten seni eğitmek için, kendimi sürekli eğitmem gerektiğini öğreneli çok oldu. Allah'tan kurumdaki Psikolog ve çocuk gelişimci arkadaşlar var da, bu eğitim daha kısa zamanda olabiliyor.
Her pazartesi Çiğdem ablana kök söktürüyorsun.Pazartesi sendromu diyoruz ama öğleden sonra birşeyin kalmıyor.
Paylaşımcısın, oyun oynamayı çok seviyorsun. Ama mızmız bir çocuk varsa oyun grubunda onu hırpalıyor, ya da oyuncaklarını paylaşmıyorsun. Ve bunu da cool ve çaktırmaz bir ifadeyle yaptığın için kimse senin muzurluğunu anlamıyor.
Of of of annelik ne güzelmiş. İkinci ile pekişiyormuş. Yaşlanıyorum, daha hızlı yoruluyorum ama birey yetiştiriyorum.Çok mutluyum.
Seni çok seviyorum ve seviyoruz...
Annen...

September 24, 2009

Bayram



Bu birkaç günlük tatil bana bol dergi (Home In Style, Evim) okumalarına, bol bulmaca çözmelerime (tam bir fetişistim dayanamıyorum), kitabımın tadını çıkartmalara, ağaçta kalan son eriği yiyebilmeme (çok lezzetlenmişti), uzun zamandır okuyamadığım blogları rahat ve keyifle okuyabilmeme, kendime yeni bir okuma listesi hazırlamama ya da listeye yeni kitaplar eklememe, telefonumun otomatik ödeme talimatına karşın ödemeye kapanmasının ardından hepten sessiz kalmasına (ki hiiiç alışık değilim ve çokça bunalmışım), kitap okumak için yarı tracking yapıp, bir banka tüneyip su sesi eşliğinde kitap okumalara, oğlumla babaannesinin ve dedesinin ilgilenmesi ile kendimi neredeyse tamamen dinlenmeye ayırmama vesile oldu.

Ve tabi son derece konuşkan ve girişken bir bireyle (2years) aynı evde yaşarken; yaşanan gülünesi diyaloglardan bir kaçı;

bahçeden koparılıp gelinen domates elindeyken
-----------------------------------------------------------------------
A.Eren : Halaaaa, munu yıkaaa..
Hala: nee!
A.Eren : Hala munu yıkaaa.. Yiceeem
Hala: ay canım hemen yıkarım
------------------------------------------------------------------------
Hindi kümesine dalmadan önce
------------------------------------------------------------------------
A.Eren: ben gulu guluya gitceeemm.
Anne: ne dedin oğlum
A.Eren: anne, bak ben gulu gulu kovalıyooom.
------------------------------------------------------------------------
tabi tavuklar önde Akif Eren bey arkada onları kümeste kovalanıyor...
Yazacak şey hep çoktu ve sanırım bitmez. Ama kendimi tanımlama fırsatı bulup; özün özü felsefesi ile yoğrulduktan sonra yeni yazılarla karşınızda olacağım nasipse...

September 20, 2009

Bayram vesilesi ile...

Şehirden uzaklaşırken beni bekleyen

Hedefim;
Aşk..
Hissiyatım;
Heyecan, mutluluk, endişe, neşe ve sevinç..
Uzaklık..
Çoğunluğunda olduğu gibi karmaşık duygular içindeyim. Yola çıkarken 7.ayın sonunda bir hamile olarak endişeli olsam da yavrumun hareketlerini içimde hissetmenin mutluluğunu yaşıyorum.
Bayram bana ne getirdi? sorusunun cevabını daha çooook uzun yazarak vermek isterdim ama belki sonra...
Çocukken en çok ayakkabılara sevinirdim, sanırım hepimiz öyleydik.
Hepinizin bayramını kutlarım. Nice sevinçli bayramlar geçirmenizi dilerim...

September 15, 2009

KANDİL...


Kandiliniz mübarek olsun. Dualarınız kabul olsun. Bana da dua edin...
Sevgiler...

Afetten sonra...


Bu fotoğraftaki afet yerine çok yakın oturduğum için günlerce eve gidemedik. Annemlere sığındık. Ama yanlarından geçerken bile o görkemli ve korkulası tırların oyuncak gibi buruşup, bir kenara atılmış olmasına inanamıyor insan. Şimdi o felaketin üzerinden 5 gün geçmesinin ardından; hergün geçtiğim yolda birsürü insanın canını kaybettiğini ya da mallarının gittiğini düşünmek çok ürpertiyor insanı.
Enkaz kaldırılacak orası kesin. Yağmurlar bitti, güneşli havalar da geldi ama bu kazaları unutmamamız gerektiğini unuttuk malesef.
Hala malları giden ve canları kaybolan insanlar için bir yardım kampanyası başlatılmaması bence asıl ENKAZ! Hem de kaldırılamayacak kadar ağır...
not:fotoğrafı blahblah 'tan aldım. O nereden aldı bilmiyorum ama onunda bu konuya değindiği çarpıcı noktanın da altını çizmek istedim.Umarım değişeceğiz.

September 07, 2009

Ben buralarda yokken...

OLMUŞ OLANLAR
Bu kadar zamandır yoktum. Gene biriktim, gene doldum taştım.
Nerelerden başlamalı?
İçimdeki bebeğim artık 6.ayını bitirmiş bir fetus. Oynamalar, tekmelemeler son sürat devam ediyor.(çok şükür)
Akif Eren bey de dilinin bağını çözdü.Şu anda posta koymaklardan tutun da cilve yapmalar, nazlanmalar tamamen yapılabilir durumda. Bazen çok can sıkıcı olsa da genellikle komik neticeler doğuruyor.
Kurumumuz başka bir mahalleye taşındı. Öğrencilerimize bu durumu açıklamak biraz yorucu oldu, zira başka sebepler düşünenler oldu! nedense??
Kuruma giren hırsız laptoplarımızı ve lcd monitörlerimizi götürdü. Bilgiler uçtu gitti... Zehir, zıkkım olsun!!
Bu arada benim laptoba dokunmamış.Akif Erenin birçok tuşunu sökmesi işime yaradı. (Hiç aklıma gelir miydi?)
Ramazan geldi, hoş geldi... Oruç malesef gelemedi. Çok üzgünüm.. Ama sağlık söz konusu olunca yapacak şey yok.
Yeri gelmişken söylemeden edemeyeceğim. Sokakta yemek yiyen ve sigara içen insanlara karşı iyi duygular besleyemiyorum.
Çünkü maddi yetersizlikten dolayı sahur yapamadan oruç tutan insanlar tanıyorum. Canları çeker diye düşünüyorum.Evet haklıyım da...
Vee sigara tiryakisi bir insanın karşısında sigara içmek çin işkencesinden beter bir durumdur eminim. Çünkü bu ciddi ve kötü bir bağımlılık. Bunda da haklıyım.

ÖZÜR VE TEŞEKKÜRLER.
Sevgili blogdaşım Serrose...
Bana bir talebimle gönderdiği mektup kartlarının gönderemediğim (göndermeyi bir türlü beceremediğim) parası için, asaletinden bir nebze olsun ödün vermediği için; kırıcı olan en ufak birşey hissettirmediği için; mahçubiyetimi bile anlayışla karşılayıp, bana moral verdiği için ÇOK ÇOK ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
Umarım özrümü kabul eder, gecikmeli yapabildiğim ödemem için kusura bakmaz ve bundan sonra istediğim şeyler olursa banka hesabından önce parası gönderilmek şartı ile inşallah gönderim yapmayı kabul eder...

Sevgili Hatice'ye nam-ı diğer portakal ağacı'na yeni fertleri (kendi deyimi ile mavi patikler) için tebrikler...

August 02, 2009



Her zamanki birikmişlikle nereden başlayacağımı bilemez haldeyim.
Şimdiden başa doğru gitmekte fayda görüyorum zira çok kısa zamanda yazabileceğimi yine zannetmiyorum.
Bu pazar çok güzel bir yoruculukla başladı. Akif Eren beyin yaşgünü vesilesi ile bir parti yapılacaktı ama sıradanlıktan hoşlanmayan annesi bu sefer ne yapacaktı?
Yazın başında gittiğimiz Riva' da piknik yerlerinden birinde doğum günü kutlaması olunca bende biz neden yapmayalım fikri canlandı. Fakat Riva herkesin gelebileceği bir yer olmamakla birlikte, gidiş dönüş konusunda da sorun yaşayacağımızı düşündüğüm için vazgeçtim ordan.
Fakat başka nerede yapılabilir diye de düşünmeden edemedim doğrusu.

Sonra babaannemle birlikte gittiğimiz Zeytinburnu Sur Restaurant bu konuda benim isteklerime kesinlikle cevap verebilecek bir yerdi. Ortam şehirin gürültüsünden uzaklaştırılmış, yeşertilmiş, suni göletlerle süslenmiş, göletlerde ördekler beslenir olmuş tam bir aile cafe ve restaurant yeri haline gelmiş.
Durum böyle olunca, evde kapalı kalmaktansa dışarıda vakit geçirmek daha ehven olacaktı. Nitekim oldu da...
Sorun annesinin pastasını kendi yapma takıntısından ileri geldi. Günler öncesinden şeker hamurlu pasta modellerine bakıldı, kafada taslak oluşturuldu, Eminönü'nden şeker hamurları ve bilimum pasta ve parti malzemeleri alındı. Acemilik olmasın diye 3-4 gün öncesinde bir pasta bile yapıldı. Ama gel görki en önemli günde pasta olmadı. Krema cıvık olunca şekeri eritti, iki katlı olan pasta kaydı falan işte.


Sonra alelacele en yakın Dilek'e sipariş verildi.O pasta ikram edildi.
Sonuç hüsrandı ama ben kendi yaptığım pastayı da ikram ettim ve inanın herkes benim pastamın daha güzel olduğunu söyledi. Görüntü kötüydü ama bol malzemeli pastam herkesin damağına hitap etmişti..
Çok uzun yazıyorum ama atraksiyonsuz zamanım geçmediği için bunu sizlerle paylaşmadan edemiyorum mazur görün please..
Sonuç olarak yerimize vardık, balonlar şişirdik, kameriyeleri, ağaçları ve masaları süsledik, ikram edeceğimiz lezzetlerimizi masamıza dizdik ve parti oldu. Günün benim için en yorucu olması gereken kısmında yorulmadım çok şükür.
6. ayında bir hamilenin bu tip koşuşturmalarda yorulması da katlanıyor.Fotoğraflar çekildik, kameralara el salladık, arkadaşlarımız geldi mutlu olduk, akrabalarımız yalnız bırakmadı sevindik...
Şimdiiiiii;
Önce babaanneme bu güzel mekanı bize ayarladığı için, anneme zahmetleri ile emeğini üzerimden hiç eksik etmediği için, aileme varlıkları ile beni onurlandırdıkları için, eşimin teyzelerine bizi şereflendirdikleri için, Asiye-Salih, Yasemin-Fatih, Eda-Sinan, Hayrunnisa-Zafer, H.Yasemin-Şemsettin, Gülcihan-Ertuğrul,Esra-Alperen çiftlerine sonsuz teşekkürler geldikleri için...
Ve en son olarak maddi ve manevî olarak her zaman yanımda olduğunu hissettirdiği için ve bana hazır alalım yorulma demesine rağmen, onu dinlemediğim halde yine de yeni pasta almam konusunda beni uyardığı için, oğlumun dünyaya gelmesine ve bir kızımın olacak olmasına vesile olduğu için Sevgili eşime, sonsuz teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunuyorum...

Akif Eren'in annesi...

not:fotoğraflar en kısa zamanda...

June 27, 2009

Galata Köprüsü






Geçenlerde Akif Eren'in "gemiiii" sevgisini yaşamasını sağlamak için Galata'ya gittik. Zaten ezelden beri çok severim oraları. Akif Eren' de çok sevdi.


Yakından gemileri, vapurları görmek inanılmaz etkiledi onu. Gözlerini ayıramadı gemilerden. "Anne bak gemii" her vapurun arkasından söylenen yagâne cümle oldu.



Birde bize yapılmış olmasada yan restaurant' nın masasında oturan çiftin tuzda balık istemesi ve alevler içinde masalarına servis edilirken bizim seyretmemiz de süpriz oldu. Sonra tuzun kırılması balığın içinden ayrılmaya çalışması da hoş anı oldu açıkçası.


Yeni Cami' nin o denize nâzır duruşu, bütün ihtişamı ile bizi selamlamasını da esgeçmek istemem açıkçası.




Akşam vakti, yanaşan vapurla inen yolcuların gideceği yerlere koşuşturmaları, birazdan binecek olanlarında evlerine gitmek için sabırsızlandığını görmek şehir manzaralarına çok büyük heyecanlar katıyor bence...
Ve çıkarken köprü üstünde yakalanmış balıkların oğlum tarafından, önce uzaktan uzağa, sonra yavaşça eğilerek, ardından elini sokup yakalamaya çalışmaya vardıracak eylem aşaması...

June 26, 2009

Regaib Kandili


Ayşe Yaman'ın dünkü yazısını okuyunca izin istemedim gerçi ama haber vereceğimden sorun etmeyeceğini ümit ederek fotoğrafını ve yazısını yayınlıyorum.

Hepinize iyi kandiller, dualarınız kabul olsun...

June 22, 2009

Metropol manzarası ve son enstantaneler...

Çamlıca sırtlarında yakınımızın düğününe gittik. Manzara muhteşemdi, düğün de öyle.
Allah evlenen herkesin yuvasına huzur, mutluluk ve bereket versin.
Bana kalan kısmı da bu güzellikleri sizinle paylaşmak oldu.

Boğaz Köprüsü'nün görünümü


Böyle bakınca ne çok ev varmış değil mi?


O kadar çok semt gözüküyor ki burdan, Avcılara kadar desem sanırım yeterli olur.




Seviyorum İstanbul'u, daha ne denir ki...

Geçen yazıma yorum yazan herkese çok teşekkürler ediyorum öncelikle, arabamı aldım çok şükür, ne derler cillop gibi olmuş.
Birde minik süpriz haber; galiba kızım olacakmış...
Ama daha çok erken olduğu için net olmadığını defaatle belirtti doktor hanım.
Yani şimdilik en büyük sorun giyim! Hergün bana olmayan kıyafetlerimden en olanını seçmeye çalışıyorum. Evet aldım bir iki bişey ama çalışınca aynı şeyle geçmiyor zaman. Bakalım en kısa zamanda tekrar alışveriş beni bekler. (Laf aramızda epey üzgünüm! :) )))
Kurumda işler biraz karışık ama hayırlısı olsun bakalım. Tatil sezonunda yeni öğrencilere ulaşmak da hayli zor oluyor.
Şimdilik bu kadar, ama siz takipte kalın. Birikmiş fotoğraflarım ve anlatacaklarım var ve eminim daha çok olacak...
Sevgiler..

June 11, 2009

Kaos

Yeni kayıtlar oluşturup duruyorum bu günlerde.Yazacak çok şey olduğundan, anlatamamın sebebi olmasından, işlerin sarpa sarmasından iyice bunalmış durumdayım.

Tersten başlamalıyım anlatmaya, yoksa aklıma ne geldiyse kronolojik sıralamaya bakmamalı mıyım bilmiyorum. Çok detay var anlatmak istediğim.

Bu sıra çok yorgunum, çok sinirleneceğim hadise var, çok çalışmam lazım vs vs...

Öncelikle yeni bir bebek beklediğim haberini vererek başlayıp bu arayı neden boş geçtiğimi anlamanız konusuna uzun bir rahatlama sağlayabilirim bence..
Yeni bebeğin eve getirdiği önce şaşkınlık, sonra mutluluk ve heyecan ve ardından da bana getirdiği inanılmaz mide bulantıları.
Şimdi şimdi biraz geçti mide bulantılarım. Daha iyiceyim.Kafamı karıştırdı bu süpriz hamilelik.Çocuğu henüz beklemediğim bir anda yaşadım süprizi. Doktora 15 günde bir kontrole gidecek heyecanım da yok esasında içimde. Gittim 6 haftalıktı. Şimdi 13hafta bitiyor. E cinsiyetini öğrenmeye muhakkak giderim bir de doğuma diye düşünüyorum. Hem zaten ultrason da ultrasonografik sesler sayesinde bebeği görüntülediği için, rahatsızlık verme durumunu aza indirmiş olurum. Bu iş de halloldu.

Kurumda bizimle çalışan ve çok yakın arkadaşım olan ve benden 3 hafta ileride bir hamileliği olan arkadaşım Yasemin haricinde kimse bilmiyor hamile olduğumu. Ha bir de kardeşim elbette.
Bunun için kıyafet olarak biraz zorluk yaşıyorum. Bilinmesini henüz istemiyorum çünkü sebeplerim var.
Bir de kardeşimin apar topar Aralık ayında askere gitme meselesi var ki, bu da benim doğumum ile eşzamanlı olduğu için son derece kritik fikirler vermenin ve fedâkarlıklar yapmanın arefesindeyim.
E bu arada Akif Eren beye, "ne olacaksın?" diye sorduğumuzda, bizi mutlu edecek olmanın haklı gururun yüz ifadesini takınıp, "abi olcam" demesi de ayrı bir rahatlama vesilesi. "Kardeş nerde?" diye sorduğumuz da ise benim karnımı göstermesi cabası...

İçimde iki çocukla ne yaparım endişeleri, evimin çok uzak olması (anneme ve işime hatta heryere) , işi nasıl yaparım da boş bırakmam düşünceleri dolanıp duruyor ve o zaman da gelmeden sanırım hiç birşey netliğe kavuşmayacak.

Buna şükür ki evlat sahibi oluyorum. Anneliği ikinci kez yaşıyor olmak da daha olgun bir duyguymuş. Elinden tuttuğum iki yaşındaki oğlum ve içimde kalbi atan henüz cinsiyetini bilmediğim ikinci evladımla artık ben kocaman bir anne oldum.

Duyanların;"Aaa oğlun var bence bu kız olur","evet evet kız olsun bu defteri kapat!" gibi yorumlar olması da şaşırtıcı.

Benim düşüncem; "evladım olacak ve cinsiyetini dilemek!" Bu kadar(150-200) civarında özürlü ile hergün hemhâl olduktan sonra ne beyhude bir arzu. Sağlıklı olduktan sonra ne farkeder ki.. Birde kapatılacak defterler var ki onlar ayrı bir mesele. Yahu evlat bu neden kapatayım ki. Her sene bir tane doğurmak değil tabi ama neden 3 çocuk artık insanların gözünde ulaşılmaz oldu? Şu bakamam, maddi olarak çok yıpratır safsataları da bana çok sıkıcı geliyor.

Şuan ikinci çocuğum dünyaya gelecek ve benim hiç masrafım yok. Çünkü kıyafetleri bir ton ve yepyeniydi. Beşiği, yatağı, odası, gardrobu, oyuncakları ve herşeyi yeterli zaten. Maddi olarak bir çocuğu büyütmekten daha kolay olacağına inanıyorum. Çünkü ikisi birlikte oynamaya başlayacaklar çok kısa bir süre sonra.
Neyse benim düşüncelerimi bu konuda kenara koyuyorum başka anlatacaklarım var zira.

Arabam bozuldu!!!
Otomatik viteslerde şanzıman çok önemli bir parçaymış. Hatta araç bedelinin yarısı kadarcık bir değeri varmış. Bizim seri focuslarda da bu fabrikasyon kaynaklı bir hata olduğu için ücretsiz değişime aldılar ve bu zaman zarfında bana başka bir focus ayarladılar. Düz vitesmiş sorun olur muymuş:) Tabi ki sorun yoktu fekat, bu arabanın da debriyajı boşaldı ve çekici ile kaldırılabildi, ardından da bana kamyonun küçük versiyonu ve Abs den nasibini almamış bir Fiesta verildi. Neyse işimi görebildim, evime gittim geldim ama dün akşam da arabayı aldılar. Şanzımanı tamir olmuş, otoparkta aracıma çarpan araç yüzünden oluşan hasarlar içinde orada kalacağından bendeki kiralık arabayı aldılar ve ben arabasız, arabam da servis de kalakaldık. Eşim beni alıp getiriyor sağolsun ama bu seferde erken gelip geç çıkmak zorunda kalıyorum. Arabamı istiyorum...

Diğer bir mesele de kurumdaki karışıklıklar. Yönetimsel bazı sorunlar ve az önce bahsettiğim arkadaşım Yasemin'in hamileliği sebebi ile yerine başkasının alınması. Üstelik bu konuda müdüre hanımın hiçbir şey konuşmamış olması, "neden bana söylemediniz" sorusuna cevap olarak da "ben senin haberin var zannediyordum" kaçamağı, hiç hoş olmayan neticeler doğurdu. Arkadaşım kırgın olarak ayrıldı ve 3 ay daha çalışabilirim diye düşündüğü sırada olması benim açımdan da çok can sıkıcı oldu açıkçası.Ve ayrıca onun yerine gelen bayanın işi kıvıramayacağı da aşikâr.
Bu konuda ne yapmalıyım benim de çok kafam karıştı.
İçimdeki birikintileri bir çırpıda attım belki ama sanki hala anlatmadıklarım varmış gibi geliyor. Neyse başka yazacaklarım da var. Onları sonraya bırakalım.
Şidmdilik bu kadar...

May 15, 2009

Tarihi Zeyrek


Bir tarih yatıyor bu yerlerde. Fatih'i, Üsküdar'ı bu yüzden çok seviyorum belki de.

Her adım başı bir türbe, klise, mescit, medrese, cami bulmak mümkün. Hatta görmemek içten bile değil.

Bizde epey oldu gideli, Zeyrek'te bir arkadaşın evini gezdik. Ev derken hani normal kullanılan değil tabi. Hatırla Sevgili dizi setine kiraya verilmiş, biraz dokunsan şuanda sanki üzerine yıkılacak gibi bir yer.


Evden manzaralarını çektiğim bu fotoğraflar bence İstanbul özlemi olanların bu ihtiyacını giderecek, ve İstanbul'u keşfetme merakını cezbedecek türden.


Yıkılmak üzere olan evlerde yaşanmışlık olması ve halen yaşanıyor olması bana fevkalade cazip geliyor. Hani o süper lüks evlerin soğuk minimalist tarzının yanında son derece sıcak bir havası var kabul etmek gerekir.

Her ne kadar eşya fazlalığına alerjim olsa da, minimalizme bayılsam da ananeci yapımdan dolayı sanırım bu kültürel ev tarzından kopamam.

Bekleyelim ve görelim diyip konuyu değiştiriyorum.



Yani bu kadar fotoğrafı çekmişim. İki kelime ile yazımı sonlandıracağımı düşünmüyordunuz herhalde.

Bu konuya ilişkin bahsedeceğim ilk şey Zeyrek Camii.. Tarih okumalarından hoşlanmıyorum itiraf ediyorum. Ama yaşadığım ve yaşattığım kültürü bilmemenin çok büyük bir ayıp olduğunu düşünüyorum. Zeyrek Camii Osmanlı'nın en büyük miraslarından. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Muhakkak okuyunuz.
Gelelim ikinci meseleye. Eğer oralardan yolunuz geçiyorsa çok değil 10 dk. ayırın ve ziyaret edin Mehmed Emin Tokadî Hazretlerini..
Manevi olarak çok huzur bulacaksınız eminim. Mekânın güzelliği ile manevî haz üst sınırlara ulaşıyor bu yerlerde...

May 11, 2009

Anneler Günü

Tarih 10 Mayıs 2009 , yani anneler günü...


Ne zamandır yapmak istediğim peynirini reçelini götür, simidi ordan al otur şeklindeki kahvltıyı yapacak bir yer buldum. Çengelköy /Çınaraltı..

Fakat biz bulup yola çıkıncaya ve trafikte oraya varıncaya kadar çok zaman geçtiğinden dolmuş taşmış bu güzide yer. Biz de umutsuzca elimizde piknik sepetimiz başka yerlere gitmeyi düşünürken İskele Meydanındaki Cafe' de de aynı usülün uygulanabildiğini gördük ve oturduk...


Çok güzel bir gündü...

Akif Eren koştu, dolaştı ve denizi seyretti... Çok seviyordu zaten içine atlamaması için zor tuttuk.
Sonra biraz yürüdük ve bu esnada objektifime yakalananlar...


Ortasında ve sol kenarında yazan yazı dikkatinizi çekmiştir eminim. Pisipisi çok sorulan ve merakla beklenen birşey demekki



Akif Eren dev akvaryum içinde yüzen balıkların yanından ayrılmak istemedi. Kokoreç satanlar, her türlü satıcılar ve sıcağın güneşin vurmasıyla yaptığı etkiye dayanamayan bir köpeciğin ilk bulduğu gölgeye yol kenarı da olsa uzanıp, kalabalığa aldırmadan uyuması...

Çengelköy ve Anadolu Kavağı bana hep tatil kasabası imajı vermiştir.Gidip de huzur bulmamak imkânsız.
Bu vesile ile bütün annelerin gününü kutlarım. Ben de bir anne olarak evladıma karşı yaptığım fedakârlıkların bir günde kutlanıp da sonra hatırlanmayacak şeyler olmadığını biliyorum.
Ama oğlumla geçirdiğim bu ikinci anneler gününde, onun beni anne şerefine yükseltmesine de ayrıca seviniyorum....
Nicelerine...

May 09, 2009

Oğluma...

Bakıyorum da ardından zamânın...

Ne kadar çok büyümüşsün yavrum. Sadece yattığın yerde uyuyan sen, emeklemeye ve ardından yürüyüp, koşmalara başladın.

Ben çalışmaya başladığımdan beri daha sorumluluk sahibi bir birey oldun. Daha anlamlandı bakışların, sözlerimizi anladığını belli ettin, anlamadığında da "neee!" dedin.

Söylemekten hiç bıkmadık "seni seviyorum"u...

Sen de sevgini sarılarak, öpücükler vererek ve gülücükler dağıtarak belli etmekten hoşlanır oldun.
İnsanları nasıl olurlarsa olsun yadırgamamayı öğrendin daha küçücükken. Elinden tuttun özürlü çocukların.

Parkta oynamaya, koşmaya, yeni yerlerde kendi becerilerini göstermeye, zıplamaya, seninle yerlerde yuvarlanılmasına, özgüvenini artıcı davranışlar sergilememize, kitap okumaya, parmak boyasına, çizimler yapmaya, arabalarla oynamaya, kulaklığı takıp kendi bestelerini yapmaya ve beraberinde şarkı söylemelere, babanın sana yemek yedirmesine, annenin arabaya bindirmesine, babanen ile köpeklere bakmaya, anneannen ile çocukmuşçasına oynamaya, Alperen dayına Halid diyerek onu çileden çıkarmaya, Halid dayını hiç oturtmamacasına oyun oynatmaya, Halanla gülüşmelere bayılıyorsun şimdilerde...

Herkesin sana baktığı yerlerde ilgilenmiyormuş gibi yapmana, çok gülünç birşey yaptığında gülmemek için ağzını şekillere sokmana, gece yanıma gelip boynuma sarılmana, baban işten gelince babacım diyerek kapıya koşmana, kendin yemek yiyebilmene, kelimeleri ifade etme becerine, ne istediğini çok iyi biliyor olmana, güzellikle ikna edilebilir olmana, kendini olayalarken dudaklarını uzatmana, ayakkabılarının bağı çözüldüğünde tekrar bağlamadan bir adım dahi atmamana, acıkınca "mama" diyerek masanın üstündekileri göstermene, susayınca "bu"diyerek bardağı göstermene, araba anahtarı görünce sevinç çığlıklarına, ne olacaksın dediğimizde "abi" demene, her gördüğün beyaz arabaya "baba araba" demene, ben öğleyin yanına geldiğimde sıkıca boynuma sarılıp öpmene, babanı öperek uyandırmana, telefon konuşmalarına, arkadaşlarınla oynarken kendi halinde kimseye zarar vermeden oynamana ve bazen oyuncakları arkadaşlarının elinden alarak onları ağlatmana ve senin nâtepki durmana, ben hastalandığımda "baba öp" diyerek iyileşmemi sağlamana ve sonra "ilaç" diyerek bunu katmerlemene de biz bayılıyoruz yavrum...

Daha ne kadar artabilir bilmiyorum ama senin varlığın bizim için en büyük neşe ve umut kaynağı. İyi ki varsın ve bizim çocuğumuzsun...
Seni çok seven Annen...

April 28, 2009

Rahatlık metaryalleri



Bu kırlentler, kahvenizi elinize alıp köşenize kuruldunuzda, en yakın dostunuzla muhabbet ederken siz rahat rahat keyfinize bakın diye belinizi kavrayacak yegane güzelliklerdir bence.
Bahar da geldi madem, odalarımızda çiçek açsın değil mi? Bu güzel kırlentleri yapan ve fotoğraflayan casapinka' ya teşekkürler...

Yine Banyolar



Geri dönüşüm de banyo tanıtımıyla olacak. Bu fotoğrafları nereden aldığımı unutacak kadar çok olmuş yeni yazı yayınlamayalı.

Ama bu arada bir Afyon ve Denizli gezisi üstüne de bir çok iş sığdırınca uzak kaldım haliyle ...
Bu banyo kullanım itibari ile acelesi olan iki ev arkadaşını çağrıştırdı bana. Her ne kadar kırmızı benim için renk unsurunun vazgeçilmez parçası olsa da banyoda değil. Fakat göz alıcı olduğu konusunda sanırım hepimiz aynı fikirde olacağız.
Bu da eski aterilerden kalma joistickleri değerlendirmenin başka yolu gibi duruyor. Bence son derece de işlevsel.

April 09, 2009

Görünmez Kaza

Evet uzun zamandır pek yazamıyordum. İşte sebebi...

Uzun zamandır yazamıyorum dedim ya ne kadar olduğunu da bilemedim birden. Oğlum ufak yaramazlığının bedelini başındaki yekpare dikişle ödedi...

Gelelim kaza nasıl ve nerede oldu?
Ben bizim kurumda toplantı halindeyken yukardan bir ağlama sesi ile irkildim, fakat bazı öğrencilerimizin de ağladığını bildiğim için çok da üzerime alınmadım ama biraz kulak kabartınca kulakları yırtan sesin Akif Eren beye ait olduğunu anladım.
Hemen buz kompresi, biraz kanı durdurma çabası ile kendimizi en yakın sağlık ocağına attık, fakat orada da dikiş atılamadığından pansuman yapıp bizi bir hastaneye yönlendirdiler..
Evet kanama durmuştu ve Akif Eren biraz sakinleşmişti ama yakında olduğunu zannettiğimiz hastaneyi bulamadık!, diğer hastaneyi ararken 5 trafik kazasından kıl payı kurtulduk ve yakında olduğunu hatırladığımız başla bir hastaneye 100 metre mesafe varken benzinimiz bitti.
Yani araba tek şeritlik ve yandaki yolların kullanılamadığı ve üstelik trafiğin çok yoğun olduğu bir merkezde arkamızda uzayıp giden bir kuyrukla kalakaldı. Biz taksiye atlayıp önce çok çok yakındaki hastaneye gitmek istediğimizi söylerken adam bizim trafik oluşturduğumuz yola dönmüş bulundu. Arabanın oradan çıkması ve çok çok yakındaki hastaneye savrula savrula gidip amacımıza ulaşmamızdan sonra hastane personelinden "Daha öncelikli bir hastamız var acilde şuan sizi biraz bekleteceğiz" yanıtını alınca zaten sükunetimi zor koruyan ben bağırmaya başladım.
O hastanenin yanındaki başka bir hastaneye vardığımızda o hastanede de cerrahın olmadığını! ve geldiğimiz hastaneye gitmemiz gerektiği cevabını alınca orada da bir bağırtı ile hastaneye geri döndük.
Hâlâ bekletiliyorduk ve fevkalade azalmış olan sabrım artık taşmıştı. Münasebetsiz bir kasa personeli tarafından azar işitince ben benlikten çıktım ve cadı bir insan oldum kabul ediyorum.
Ben ambulans tutup başka bir hastaneye gitme düşüncesi ile yukarı çıktığımda doktor beyi,
eli cebinde yukarıda gezerken bulduk ve benim gözyaşlarımı tutamadığım bir halde dikiş atıldı.
Bizi acil bölümüne bile almadan bekleme odasında bekleten hastaneye dava açsam da farketmez zira bir personelinin susup özür dilemesini bile sağlayamadılar.
Duygu yoğunluğunu size nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama evladının hastalığı karşısında nâçar olmak ne demekmiş anladım. Allah devasız dert vermesin kimseye ve evlatlarımıza...
Bizim tontik ise dünyadan habersiz geziyordu 5- 6 saat sonrasında...
Yani bu kadar uzun yazdım ama yazılmayacak gibi miydi bilmiyorum.

April 06, 2009

Hoşgeldin minik insan!

Haftasonunu sevgili arkadaşlarımız ama önce uzaktan akrabalarımız olan Özlem Ve Hakan ağabey'in yanında, İzmit/ Değirmendere'de geçirdik. Yeni doğan bebekleri Buğlem'in çok çok güzel bir yaşam sürmesini diliyorum.
Ve Nergis ile Volkan'a da bizi çok sevecenlikle ağırladıkları için de teşekkürü borç bilirim... (Volkan ile Hakan ağabey kardeşler bu arada)

Ha bir de unutmamam gerekir ki; gönüllerimizin nasıl olduğunu bilemediğimiz şekilde birleştiği, ilk görüştüğümüz zamandan itibaren çok az görüşebiliyor olmamıza rağmen çok güzel muhabbet bağı kurduğumuz Zuhal'ciğim var. Sağolsun yumuşacık kalpli ve kendisinin söylediğinin tam aksi bence sabır abidesi bir insan...
Zuhal ve eşi Yücel' e de sevgilerimi gönderiyorum.

Daha önce yazımda bahsettiğim bu ŞİRİN köpek de bir aydır kayıpmış. Gerçekten üzüldük gebeymiş de kaybolduğunda umarım yavrularına birşey olmaz. Ana yüreği dayanmıyor işte...

Tatil kasabasının andıran bir yer olan ve gidenlerin kesinlikle huzur bulduğu Değirmendere' yi görmenizi tavsiye ederim...

March 30, 2009

Sen de Kimsin!

İkinci mimim de blahblah tarafından geldi.
Gerçi yazıyı okuyan herkesi mimlemiş. Konusu kendimi anlatmakmış. Ay hiç sevmem kendimi anlatmayı desem de inanmayın, hangi bayan sevmez ki...

Akrep burcu olduğumla başlamak istedim. Kinciyimdir hayatta bana yapılan hiçbirşeyi unutmam. İyilik de dahil. Ama bana kötülük yapana kötülük yapiyim değil de yüzüne söylemeden rahat edemem.

Mistik güçlerim kuvvetlidir. Karşılaştığım insanlara objektif yaklaşırım ama eğer birşey sezinlediysem muhakkak çıkar. Ben de "ben demiştim" demekten inanılmaz keyif alırım.

Çok tembelimdir ders konusunda, hayatta hiç başarılı bir öğrenci olamadım. Ama hiç çalışmayan birine göre iyi bir öğrenciyimdir, sınıfta falan kalmadım yani.
Hayatta tek kompleksim eğitimimdir. Bunun için inşaallah bir sorunu halledersem İç mimarlık okumayı çok istiyorum.

Fransız akasanı ile İngilizce, Arap aksanı ile İspanyolca konuşmayı çok isterim. Dilim yabancı dile yatkındır.

Genellikle derli topluyumdur ama dağıttığım zaman tam dağıtırım. Ucu bucağı olmaz.
Hep birçok şeyi aynı anda yapmaya çalışırım. Gerçekten kafaya koyduğum şeyi ise yapmadan uyuyamam bile. Aynı anda bir kitabı okuyamam mesela.

Çok kıskancımdır, ilgi alanıma giren herşeyi kıskanırım ama gıpta derecesinde onda olmasın bende olsun değil, ay ona ne yakışmış inşaallah benim de olur düşüncem vardır.

Harley Davidson hastasıyımdır. Gördüğümde içimin yağları erir. Sahip olmayı çok isterim.

İyi araba kullanırım, iyi yemek yaparım, iyi misafir ağırlarım.

Dikkat dağınıklığım olduğu için eğer yapacağım işe bir engel olduysa sıkılırım, yapmaktan da vazgeçmem yapamam da beni sinir eder durur.

İyi bir sırdaşımdır.İyi dinlerim, iyi konuşurum. Çabuk sinirlenirim, ağzımdan çıkanı kulağım duymaz sinirlendiğim zaman ama kendimi dizginlemeyi öğreniyorum.

Bir yere ilk gittiğimde oranın insanı onlardan biri gibi davranırım, bana çok ters gelmedikçe ses çıkarmam. Bana muamele edildiği üzre muamele de bulunurum.

Politikacı asla olamam, pat diye söylerim istediğimi, lafı kıvırayım diye düşünemem, zaten yapamam da. Hani istesem de elime yüzüme bulaştırırım.

Hayatta hep kendi ayaklarımın üzerinde durdum diyebilirim, kendi işimi hep kendim hallettim. Arkamı yaslayacağım birileri varsa da lazım olunca pek bulamam.

Çocuğumu iyi yetiştirmek adına yapamayacağım fedakarlık yoktur.Anne olduktan sonra değişiyor tabi insan. Onun kendine güvenen ve özgüven sahibi bir birey ve erdemli bir insan olması için sürekli kendimi eğitmeye çalışıyorum.

Daha ne anlatabilirim ki, kendime dair iyi diyebileceğim özellikleri anlatım heralde çoğunlukla ama objektif olmaya çalışırken kendimi kötü şekilde afişe etmemem lazım değil mi?
Ben kimseyi mimlemeyeceğim.
Ama isteyen varsa kendini anlatsın. Blog sizin zaten lüten kendi blogunuz gibi davranın, çekinmeyin yazın kendinizi...

March 12, 2009

Mim değil!


Casapinka 'da gördüğüm bu saati Sabahnur' a Örgüknit'e ve Ayşe 'ye ithaf ediyorum...
Bence Sabahnur bu tasarım üzerine farklı yorumlar getirir Örgüknit de değişik birşeyler katar; Ayşe de hikayesini yazarak çocukların her baktığında sevgi ile anacakları bir masal kahramanı haline getirir....

Ama gerçekten çok hoşuma gitti, çocukların odasına daha yaratıcı bir aksesuar düşünülemez demeyeceğim daha neler var neler de bu da çok güzel olmamış mı yani?!

Şimdi bu üç sevgili bayandan bu yönde çalışmalar bekliyorum haa bu arada bu mim falan değil. Sadece fotoğrafı gördüğümde aklıma geldiniz o kadar.

March 07, 2009

Engel! Li



Ne zamandır düşündüğüm fakat yazmayı bir türlü beceremediğim konu bu. Neresinden başlarım, nasıl yazsam bilemiyorum şuan yazarken bile....

İşin içinde olmanın verdiği bir alışmışlık oldu belki bende, ama Akif Eren'in bu insanlara normalden farksız bakıyor olması çok hoşuma gidiyor.

Dimağımda çok hadise var, kelimeleri doğru yerleştirememekten, duygularımı yeterince ifade edememekten çekiniyorum. Çekincem sadece en iyi anlatma çabasından kaynaklanıyor o ayrı.
İstanbulda yaşayan kayıtlı 60.000 engelli olması çok sükse yaratacak bir sayı. Ve bu kadar engelli varken çelişkiler de olmuyor değil. Çocuğum erkek - kız olsun diye ısrar edenler. İstedikleri olmayınca çocuğuna ikinci sınıf insan muamelesi yapanlar, evladının anne karnındayken canına kıyanlar...
Gayet sağlıklı çocukları varken onların yaptığı işleri takdir etmekten yoksun ebeveynler..
Sanırım bu anlattıklarım saydıkça artabilecek örneklemelerden.

Gelelim bizim işimize;

Bir engellinin engel derecesini Devlet Hastanesinin verdiği Özürlü Sağlık Kurulu Raporu ile ölçüyoruz. Belirli yüzde (%) hesaplamaları ile sınıflandırılıyorlar.

Rehabilitasyon merkezlerinde eğitim alabilmeleri için %50 ile %90 arasında engelli olmak gerekiyor.%50'nin altında engelliler eğitime ihtiyaçları yok! ve %90'dan fazlası ise eğitim alamaz! kategorisinde. Tabi yönetmelik bünyesinde 35 yaş altı vs gibi çeşitli kurallarda mevcut.

Bu kadar bilgiyi neden veriyorum? Kendimizin %0 engelli olduğunu varsayarsak (el ayak tutuyor,görme- işitme problemi yok, zeka akıl konusunda sorun yok çok şükür) bizim bile birçok rahatsızlığımız varken ve biz bile bazen bu sorunlarla başa çıkamazken; %90 ve üzeri engellileri düşünebiliyor musunuz? Annelerinin yavrum diyerek sarılmaları ve çocuklarını aşkla öpücüğe boğmaları sizce biraz fazla insalcıl mı?



Birkaç güzel söz söylediğinizde gözünüze boş boş bakıp, ağzında hafif bir gülümseme ve mutlu olduğunu belli eder hareketlerden başka tepkisi olmayan çocukların anne-babası ve kardeşi olmak ne demek?

Zekâsı normalden düşük olduğu için sınıf arkadaşları tarafından dışlanan çocuk olmak ne demek?


22 yaşına kadar sağlıklı bir delikanlı iken, askere gidip geldikten sonra geçirdiği bir trafik kazası ile hiç konuşamayan ve sadece destekle 1 adımı 10 dk atabilir; 1 yaşında çocuk haline geri dönen bir adam veya onun anne babası olmak ne demek?

Kendi durumlarını hissetmediklerini mi sanıyorsunuz?!



Engelliler ile engelli olmayanlar arasındaki farkı sadece engeli olmayanlar mı görebiliyor sanıyorsunuz.

Neden sokakta gördüğümüzde bakışlarımızı başka tarafa kaçırmak yerine gidip yüzüne bir öpücük konduramadığımızı düşünün o halde. O yavruların annelerinin ömür boyu büyümeyecek (zeka olarak evet ama ebat büyüyor) bir bebeğe sahip olmalarının nasıl bir his olduğunu düşünün.




Öğretmenleri hastalanınca evde bile duramayan ve ağlayıp dua eden öğrencilerimiz sayesinde Allah bize bazı imtiyazları sağlıyor. Onların bizim onlara göstermemiz gereken merhameti bize göstermeleri yüzü suyu hürmetine dünya çekilebilir durumda.

Çocuğunuz yaramaz olduğu için ona kızıyor musunuz?

Annesinin arabadan indirmek için (arabayı çok seven bir öğrencimiz) yarım saat dil dökmesi gerekirken, başka arabayı göstermek bahanesi ile kandırıp iki saniye içinde koltuktan fırlayan ve dimdik ayakta dikilen ve sonrasında yere ikibüklüm çömelip kafasını yere vuran delikanlının annesine sorun yaramazlık yapan çocuğa kızma duygusunu!

Kızdığı zaman üzerindekileri parçalayarak çıkaran, kendini duvarlara vuran ve öğretmenlerine zarar verebilen Otistik bir kızın annesine sorun çocuk bakmanın zorluklarını..

Maddi zorlukları sorun bu çocukların ailelerine.Hani çok beğendiğimiz ayakkabıyı alamadığımızda hissettiğimiz o içinde kalma duygusunun, onların evlatlarına hiçbirşey verememe duygusunun yanındaki hiçliğini tahayyül edin lütfen.

Söyleyecek çok sözüm var ve olacak da.

Şimdi söyleyin ENGEL! leri kim kaldıracak?

March 04, 2009

İronik Börek

Başlık yazarken hayli zorlandım aslında, çiğ börek tarifi idi vereceğim ama kızarmış bir böreğe neden çiğ! denildiği konusunda yorum yapamadığım için bu ismi uygun gördüm.

Aslında biliyorum da iç malzemesinin çiğden konulması bu ismi almasına sebep olmuş ama ben değiştiriyorum işte.








Kayınvalidemin bizdeyken (bilmeyenler için not: normalde Afyon/Dinar'da yaşıyor.) annemlerin kahvaltıya gelmesi ile ne zamandır canımızın çektiği çiğ börekle afiyetlendik...

Hamuru için:

1 pk. maya(40 gr)
1 fiske tuz
Aldığı kadar un
Biraz su


İç Malzemeleri:

Az yağlı kıyma
1 orta boy rendelenmiş soğan
Yarım demet maydanoz
Tuz, karabiber birazda kimyon

Yoğurulan hamurdan küçük parçalar koparılır. Ve merdane yardımı ile yuvarlak şekilde açılır. Açılan parçaların orta kısmına kıymalı karışımdan konur ve ikiye katlayıp kenarları güzelce kıvrılır.
Ardından kızgın yağda kızartılır. Mümkün olduğunca sıcak servis edilir.

Not: Biraz kalabalık olduğumuz için mayayı tam paket olarak kullandık, eğer siz daha az kişi iseniz instant maya da kullanabilirsiniz.
Dileyip yapanlara afiyet olsun...

February 25, 2009

Evimden kareler...



Geçenlerde işyerime çok yakın olduğu için, hava da güzelken Kanyon'a gittik kardeşim ile.

Tabi benim ev eşyalarına olan hassasiyetim malumunuz. Paşabahçe'yi görünce dayanamadım attım içeri kendimi.

Ve bula bula bunu buldum sanırım....

Biliyorum Paşabahçe deyince daha farklı şeyler canlandı dimağınızda. Şöyle janjanlı bardak takımları, değişik aksesuarlar vs.


Evet içerideki ürünlerin hemen hepsi çok güzel ama ihtiyaç mukabili değil. İnsanın çocuğu her zaman daha önce geliyormuş. Oğlumun doğumundan önce olsa neler neler alıp çıkardım içerden.Hey gidi günler...




Neyse oğlumun odasına astığım bu portatif mandallı panoyu belki size ilham kaynağı olur diye yayınlamak istedim. Belki evdeki iki objenin arasına monte edilmiş bir ip ve küçük boy mandalların arkasına yapıştırılmış küçük objeler ile kendiniz de imal edebilirsiniz. İster fotoğraf, ister eskiz çalışmalarınız, isterseniz önemli notlar asabilirsiniz...

Ama eğer bir fikir bulup ortaya çıkarırsanız muhakkak paylaşmanızı arzu ederim. Fikir fikiri doğurur malûm...

February 20, 2009

Çerçeve mi?

Bende çok şey çağrıştırdı bu yapışkanlar...
Türkiyede ne kadar bulunabilir bilmiyorum ama başka metaryeller ile uygulandığında bence biz de çok farklı sonuçlar elde edebiliriz...








Ama bence böyle bir uygulama yapmak isteyen; kenarlarını da köşegen kesip birleştirmeli...
Yani sitenin sahibine, fotoğrafçılarına duyurulur...

February 17, 2009

denizbisikletinin doğuş macerası




Efendim sizlere biraz kendi yola çıkış hikayemden bahsetmek istedim. Denizbisikletinin nereden başladığı konusunda hiç ip ucu yoktu blogda.

İnsanın hayatında bazı mihenk taşları vardır hani, birşeyleri yapmak istersiniz istersiniz de bazı engeller yüzünden bir türlü ilk adımı atamazsınız.

Benim de sürekli kağıtlara yaptığım karalamalarım, sanal alemin derinliklerine attığım yazılarım vardı. Fakat hepsi, zihnim gibi dağınık ve yolunu kaybetmiş bir yabancı misaliydi.
Tıpkı bu resimdeki gibi...

Hayatta en sevdiğim madde (beş duyu organı ile algılanabilir şey!) denizdir. Özellikle açıklama yapıyorum, çünkü deniz benim için sadece üzerinde gemiler yüzen ya da aşıkların kenarında dolaştığı yer değil.

Benim için deniz; huzur bulmak, sevgimi akıtmak, kendimi kaybettiğim yerde, içinde tam ortasında benliğimi yeniden ve arınmış olarak bulmak, uçmayı (uçak vb.olmadan) tatmak, özgürlüğün dibine vurmak, sevmek- sevilmek, uzakta olmak, yakınlaşabiliyor olmak,gitmek, gelmek, beğenmek, oturmak, yatmak vs. vs...

Daha neler sayabilirim buradan anlamışsınızdır inşaallah...

Belki sizin için sadece yazı ifade ederken benim için bu denli anlamlı velhasıl...

Peki bisiklet?

Birçoğumuzun olduğu gibi benim de çocukluğuma dair en güzel anılarımın yanında bir bisiklet macerası yer alıyor.

Çocuklukta ev civarında keşfe çıkmalar, grup kurup yarışmalar, biraz daha büyük bir çocukken (üniversitede) bir kaç kilometrelik yol katedip piknik yapmalar vs....

Benim için spor daha aktivite içeren dallar demek. Snowboard, rafting, paraşüt, dalış, kamp kurma gibi.

Bisiklet üzerinde dünyayı gezmek isterdim mesela...

Sırtıma aldığım bir sırt çantası ile arkamda birşey bırakmadan, yada onları düşünmeden ki nasıl mümkün olurdu bilmem ama isterdim hiç bilmediğim bir yerden geçerek başka bilmediğim bir yere gitmeyi...

İşte son derece uzun yazdım biliyorum ve hatta yazımın okunabilirliğini de her harf ile azalttığımın da farkındayım ama kendimi anlatmaktı istediğim ve yapıyorum...

Bu fotoğrafın bana bu kadarCIK şey çağrıştırdığına inanmadınız biliyorum ama yazılabilesi şeyler şimdilik bu kadar....

February 16, 2009

Top secret!

işte sıradan gözüken, daha doğrusu tarzı olduğu belli olan ama ne olduğunu tahmin edebileceğim şekilde bir dolabın beni şaşırtan yüzü ile karşınızdayız.

Bunun şöyle handikabı olabilir; yukarı açılan dolabın içinden birşey alırken üzerine konulabilecek aksesuarları kaldırmak gerekmesi.
Belki de şunu demek istemişlerdir.Biz istediğiniz dolabınızın istediğiniz gözünü bu şekilde kullanma sunuyoruz.
Ama her ne olursa olsun bence üzerinde emek verilmiş, zaman harcanmış tasarımlardan...
Bu arada ben en çok sağ üstte yana kayan dolabı sevdim.
Keşke bu fotoğrafı nerden aldığımı da hatırlasaydım. Sanırım buradan aldım.

February 11, 2009

İMZA


Bir imza atılacak koca bir deftere
Ölesiye kadar…
Bir imzanın ucunda hayatlar bağlanacak;
Hayatlar birbirine mühürlenecek…
Buzdan kaleler yapılacak;
Sonra onların erirken şekilleri değişecek.
Sen bana; ben sana aitiz demenin şeklini atacağız imza diye.
O defter istersek kara olacak istersek bembeyaz…

Biz güz yağmurlarını sileceğiz imzamızla,
Hep ilkbahar yaşayacağız sözümüzle,
Söz verdik birbirimize;
Birbirimizle yaşlanmayı kabul edeceğiz diye.
Aradan yıllar, çok zamanlar geçecek,
Biz el ele gönül gönüle kalacağız…

Her acı tatlı gelecek güler yüzümüzde,
Sevdan sonsuz umman olacak bana sevgi denizimde.
Sonra akan zaman bir göl yaratacak ;
İçine balıklar atacağız,
Sonra tutacağız onları bir bir…

Zamana birbirimizi bırakacağız
Güneşin batışına gözlerimizi daldıracağız,
Yakamoza sevgimizi yansıtacağız.
Büyük dalgalar sahile sevgimizi fısıldayacak,
Kumsalda iki deniz yıldızı olacağız.

Ayrı bedenlerde atan iki yüreğiz
Ayrılmamak üzerine kenetlenmiş bir çift yürek;
İşte bunu yazacağız o deftere.
Kaderimizi,
Hayata dair sancılarımızı birleştireceğiz,
Sevinçlerimiz ortak olacak;
Aynı dertle dertlenecek yüreklerimiz.
Ve tek bir söz olacak dudaklarımızda sonsuza dek
“Seni seviyorum”…
Elif A. Örencik ZORCAN '05

February 07, 2009

İş Kaçamağı



Geçen gün işim Ortaköy sahiline düşünce ve inanılmazdır ama birazda erken bitince soluğu Arnavutköy sahilinde aldım. Biraz yürüyüş, deniz sefası ki çok severim ve fotoğraf makinemin yanımda oluşu da cabası oldu...



Şimdi bile ciğerlerimde hissediyorum o kokuyu, tatlı rüzgârı...
Birbaşka değil mi İstanbul, hele sahili....
Seviyorum bu şehri, her kaldırımını diyemiyeceğim çünkü pek ara sokaklarda dolaştım bu arada ama yine de seviyorum...

Boza



Çok severim bozayı. Hele bir de Vefa' da kendi yerinde içiliyorsa tadı başkadır. Soğuk kış gecelerinin lezzetidir bence.

Ama içine leblebi şart. Ben leblebileri sıcak sevdiğim için önce mikrodalgada ısıtıyorum, ardından boza üzerine servis ediyorum.



Eşimin Polonya'dan getirdiği XL cappucino fincanları (kase olarak kullanıyorum) benim boza sevgimi yerine getiriyor ziyadesiyle...
Bir de başında boza pişirmek gibi deyimlerimiz var literatürde ama konumuzla pek alakası yok...

February 06, 2009

Karnıbahar Salatası


Artık fotoğraf makinemdeki fotoğraflarıma kavuştum Allaha şükürler olsun.
Ve birikmiş fotoğraflardan ilki annemin sağlık lezzetlerinden biri "karnıbahar salatası".
Annemin önce haşladığı karnıbaharlar, sonra rendelenmiş havuç, kırmızı biber, salatalıkla birleşince ortaya böyle renkli bir lezzet çıkmış.
Ben beğendim ama sofistike lezzetlerden pek hoşlanmayan babam için durum aynı değildi. Hatta anneme epey laf attı, sen ye böyle sağlıklı şeyleri ihtiyacın var diye...
Kimse yaşlanmayı kabul etmiyor sanırım....
Denemek isteyenlere şimdiden afiyet olsun

January 31, 2009

Davos

Konu malum Davos...

Ben ömrümde Türk olmakla bu kadar gururlandığımı hatırlamıyorum...

Ben bu konunun her hangi bir partinin başkanı, o tarafın temsilcisi, bu tarafın temsilcisi herhangi birisi olarak değerlendirmiyorum..

Oradakiler bir partinin, siyasi bir liderin fikri değildi.

O Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanıydı...




Bir ülkenin başbakanına yapılan saygısızlıkları söylemeye gerek yok sanırım... Ama Peres'in eveleyerek,geveleyerek söylemeye çalıştığı(25dk.) yalanları bizim başbakanımız, hiç bir Arap liderin yapamadığı kadar cesurca ve tokat gibi yüzüne vurdu...

Ellerinin titremesinden, sesinin yükselmesinden, elini kolunu nereye koyacağını bilememesinden ve her halinden anlaşılıyordu Peres'in yalan söylediği.

Bir tarafında Ermeni asıllı Yahudi olduğunu sonradan öğrendiğimiz moderatörün yaptığı el kol hareketleri, diğer tarafta katliamın bir numarası...

Ama gayet mağrur, gayet usulünce ve kimsenin yapamayacağı bir cesaretle verdiği tepkiyi ayakta alkışlıyorum...

Tabiyki İçinde acaba sonum ne olur düşüncesi olmadan ve yürekten inanılarak söylenmiş sözlerdi bunlar.

Eski Başbakanlarımızın (Clinton'un önünde yaramazlık yapmış çocuk gibi küçülmesini) yaptıklarını da unutmadık...

Ülkemiz ve müslüman kardeş ülkelerimizin başında dolanan bu akbabalara bir yeter deme zamanı çoktan gelmişti. Birinin Cüneyt ağabey gibi savulun dercesine ortalığı dağıtmasının vaktiydi artık...

Bu zulme yeter demenin, bize karşı dönen oyunlara dur demenin zamanıydı...

Ben fevkalade gurur duydum. Bir parti taraftarının değil bu ülkede yaşayan bir Türk'ün sözleridir bunlar.


January 23, 2009

Dantelde son nokta

Anneannelerimizin, annelerimizin çeyizimize koydukları danteller malumunuz. Biz bunları, evimin dekorasyonuna uymuyor diyerek kullanmak istemezken, bakın neler olmuş neler...


Ben bu fotoğrafları Holly Becker'den aldım. Ama bu işin mimarı JoanaVasconcelos...

İkisine de teşekkür etmek istiyorum.



Eğer ikisinin de sayfalarını gezerseniz çok enteresan şeyler bulacağınızı da garanti ediyorum...
Demekki neymiş...
"Danteller çıksın"...

January 17, 2009

Yine Banyo Tasarımları


Tasarım sonucu ürünlere olan hayranlığım malûmunuz.


Ancak bu sıra banyolardaki yeniliklere olan merakım beni de şaşırttı. Gelin görün ki beğeniyi gizlemek imkânsız...



Turucu banyo da tercih edilesi bir renk midir bilemem ama toplu kullanım sağlayan mekânlarda kullanıldığına şahidim.Ve hatta çok da pozitif bir enerjisi olduğu kanısındayım.

Her ne olursa olsun, kendi tercihim her zaman mavi içerikli bir banyodur. Suyun reginin mavi ile bütüleşmesinden mütevellit...

Gerisi sizin beğeninize kalmış....

January 10, 2009

Mim

İlk "mim" im...
Bu kadar acınası bir insanlık dramını gerçekleştiren; lanetleri üzerine toplayan; tüm dünyayı karşısına alabilen(çünkü farkında olmadan dünya onu besledi büyüttü ve gebe kaldı); acınası insanlar topluluğuna dair oldu.
Aslında kaç gündür bu konu üzerine kalbimi buğz ettiriyordum ama ne yapmalıyım konusunda da bir adım atamıyordum.
Beni böyle bir olay karşısında hiç değilse bir ufak yazı yazmaya teşvik ettiği için mimar aşçıya teşekkür ediyorum.




Gelelim benim bu katliam konusunda düşündüklerime....


Bu fotoğraf üzerine birşey söyleyemedim.Boğazıma dizildi kelimelerim...



Bugün işe giderken Vatan Caddesi'nden geçti yolum. Çıkış istikametinde kalabalık bir araç güruhu gördüm ve gözlerim doldu. İki şerit tamamen kapanmıştı ve her arabanın camları Filistin bayrakları ile donanmıştı.

Temsili olarak kendi araçları ile Filistine gidecek gönüllü gurupmuş. Sınırda araçları bırakıp başka araçlarla gideceklermiş diye duydum ve hepsine ayrı ayrı dua ettim.
"İnsanlık ölmemiş"


Ne yapabilirim denmemeli. Herkes o kadar çok şey yapabilir ki tepki vermek adına...

Elimize silahları alıp gitmek olmamalı tek akla gelen. Psikolojik olarak savaşmalıyız. Farkında olmadan destek olmamalı, kendimiz olmaktan kopmamalıyız. Bizi güçlü tutan birlik olmamız olmalı. Hepimiz kardeş değil miyiz sonuçta?

Ne zamanki biz özümüzü unuttuk, ananelerimizden koptuk, avrupaileştik! işte o zaman çatırdadı sağlam temellerimiz. Biz budan bir kaç zaman önce aynı bayrak altında yaşayan ve son derece medeni bir topluluğun fertleriydik. Biz Osmanlı'ydık...

Kırmadan, ezmeden güçlü olabilendik. Naiftik, düşünceli idik, kuralcı idik, prensipli idik...

Ne zaman bu kadar unutkan olduk, ne zaman...

Gelin hepimiz yine el ele gönül gönüle verelim. Zamanın durması gerekiyorsa durduralım!

Bugün Onlara, yarın bize yapılacak katliama engel olalım..

Minicik ölü bedenleri taşıyan anneler biz olmayalım, çocuğunu koruyamamanın acısını çeken baba da...
Önce vatanımıza, sonra da aciz kardeşlerimize sahip çıkalım...

Bir duayı çok görmeyelim hiç değilse.

Ben de buna bağlı olarak icimden geldiği gibi ve lezzet gemisi ni mimliyorum... Hadi bakalım sıra sizde...
Filistin için bir cümle de siz kurun!

January 09, 2009

Yine Bir Misafir Sofram

Aslında bu fotoğrafları çekeli epey oldu fakat yayınlamaya fırsat bulamamıştım. Şimdi iş hayatının verdiği yoğunluk ve her gün 18 aylık bir çocukla 45 km gidip, aynı yolu gelmenin ve gün içinde de trafikte olmanın verdiği yorgunlukla; ama herşeyden önemlisi Akif Eren beyin iki haftadır dişlerden kaynaklanan bir ateş,boğaz enfeksiyonu sürekli ağlama ve süt bile ememesi neticesinde böyle uzun bir cümle kurarak izahat yapma gereği duydum.




Deepfreezde yazdan kalma vişnelerden oluşan doğal meyve suyum.






Mis gibi sarma çeşitlemeleri ve kuru patlıcan dolması...



Genel sofra düzeni..
Menü de zeytinyağlı taze fasulye, hakiki süzme yoğurtlu haydari, havuç salatası, havuçlu yeşil salata ve tabiki dolmalar...




Misafir ağırlamaktan gerçekten zevk alıyorum. Hele misafirlerim yemeklerimi beğendiler ise zevkim katlanıyor. Gelenlerin, bize yemekte eşlik edenlerin ayaklarına sağlık.
Sitemi ziyaret ettiğiniz için sizin de...

January 04, 2009

Yepyeni bir yıl

Yeni yıla yeni işim, yeni arabam, eşimin yeni işi, yeni kılıf yaptırdığım koltuklarım, yeni boyadığım mutfağım ve oturma odamla girdim.
Bir sürü yeniliği bir arada yaşayarak başladığım yılımın hep böyle heyecanlarla ve mutluluklarla süregitmesini diliyorum Allah'tan...
Ve hepimizin de hayatında arzu ettiğiniz ne varsa yaşamanızı diliyorum.
Fotoğraf makinemin usb kablosu kayıp. Evde ama bulamıyorum(bir ara ev şantiye gibi olduğundan). Bu yüzden yeni yazılarıma ara vermek zorunda kaldım.
Ama bu sorunu en kısa zamanda çözeceğim inşaallah.
Mutmutlu yıllar, sevgiler...

December 25, 2008

İş dünyasının tsunamisi denizbisikletine ne yapar?

Çok ara verdim, biliyorum.Ama çok karışık bir dönem geçirdim.
Hiç aklımda, fikrimde yokken ve hiç anlamadan kendimi iş dünyasının göbeğinde buluverdim.
İnanın bunu yazarken bile nasıl olduğu konusunda fikrim yok.
Kardeşimin bana iş teklif etmesi ve Akif Eren beyin psikolojisinin bozulmaması için her türlü imkanı sağlaması ile ve A.E'nin benim yanımda olmasını da becerebildiği için...
Artık oğlumla birlikte çalışmaya başladık....
Özel S.. Ç.. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkiezi' nde çalışıyoruz.
Akif Eren beyin kendine ait bir odası oldu, bir de bakıcısı. Herşeyden önemlisi benim yanımda. Süt vermem, onu öpüp koklamam, sarılıp oynamam çok mümkün.
Bütün odalarda olan kameralar sayesinde yanında olmasam dahi gözlüyorum O'nu.
Yolum biraz uzak ve her seferinde Akif Eren beyin arabada huysuzlandığından bahsediyorum ama alıştı sanırım.
Çubuk kraker, muz, havuç-elma suyu, her çeşit meyve ile onu oyalarken; araba kullanma konusunda da bir zorluk yaşamıyorum çok şükür.
Sadece blogumdan hayli uzak kaldım. Ama sizinle paylaşabileceğim o kadar çok hatıram olacakki...
İnsanın sağlıklı olduğu için çok çok şükretmesi gerektiğini görüyorum ve kendi bencilliğimden utanıyorum...
Neyse sevgili blogdaşlarım, bana manevi olarak destek olun lütfen. Gerçekten çok ihtiyacım olacak...

December 17, 2008

Senin ile annelik...



Artık kendi başına bir insansın. Önce sadece seni kucaklayıp, bir yere götürebiliyorken; elimden tutup, istediğin yere sen beni sürüklüyorsun.

Kapıları içerdeyken, yada odadan çıkarken kilitlemek yeni adetimiz oldu. Yoksa sokağa kaçma ihtimalin var.

Sevgini öperek, sarılarak ve ellerini iki yana açarak kocamaaan dercesine gösterebiliyorsun.
Masanın üzerinde gördüğün meyvelerin isimlerini taklit etmeye çalışarak isteyebiliyorsun.
Yaramazlık yaptığında bir öpücük gönderip uzaktan, sevimli sevimli anneee deyip; kendini affettirmeyi becerebiliyorsun.

Sokakta istediğin yöne gidebiliyorsun.
Annenin kızacağı bir şey yaptığında oradan koşup, kaçarak uzaklaşabiliyorsun.

Baban sana kızdığında çok güceniyor ve anne yönlendirmesiyle sonuç sarılıp, öpüşerek barışla sonuçlanabiliyor.

Komşu kardeşin ile karşılaştığında sevinç çığlığı atarak sarılabiliyorsun.

Sevecenlikten hoşlanıyorsun, kendi başına buyruk hareket etmekten de...

Bir şeyi elde etmeyi, kurcalamayı kafaya taktıysan onu muhakkak başarıyorsun. Annen de seninle inatlaşmak yerine, başka yere yönlendirerek unutturmaya çalışıyor.

Kızgılığını ve mutluluğunu çok güzel ifade ediyorsun.

Gördüğün hemen herşeyi "aç" diyerek; ver, aç, getir gibi kelimeleri ifade etmeye çalışıyorsun.

Evin düzeni ve bizim hayatı yaşayışımız sana göre ayarlanıyor.

Her ne olursa olsun, koşulsuzca seviliyorsun ve sevileceksin. Mutluluğun mutluluğumuz. Kendi
kararlarını vereceğin ve bizimde arkanda sana destek olacağımız bir hayatın olması için, kendimizi de senin ile birlikte eğitiyoruz.

Seni çok seviyoruz, iyi ki varsın....

December 15, 2008

Benim gibi sallanmaya dair her objeye takılıp kalabiliyorsanız eğer; ...

İşte bu Sea Urchin tam size göre....



Yatak odanıza, kış bahçeniz varsa, yada şömine başına ya da kapatılmış bir balkonunuz terasınız herhangi bir tavan varsa özetle bu tam size göre...
Ben Berjer koltuk çok severim. Özellikle kitap okumak için, yada internet başında zaman geçirmek için.Bunu da bencil yaratılmış özelliğime veriyorum. Bu benim zevkim ise tam olmalı...
Neyse...
Site de "Çılgın bir pazar akşam üstü kitap okumak için ideal." diye tanıtmışlar.
Çok da doğru ....
Umarım beğenirsiniz...

December 11, 2008

Hoşuma Gidenler


Bu kutu gazetelik anlayışına yeni bir boyut kazandırmış. Kapandığında ne olduğunu anlamak neredeyse imkansız. Çocukların açıp dağıtmasını da engelleyecek cinsten.


Peçete merakı şimdi bir çok bayanda mevcut. Her daveti farklı sofra detayları ile çeşitlendirmenin yollarından biri.
Martılar bana İstanbul'u hatırlatıyor en çok. Böyle bir peçete ile hazırlarsanız; adını "İstanbul Sofrası" koyabilirsiniz.

Abajurlar



Ben abajurları çok severim.

Yatağın başına konan bir abajur, yatmadan önce kitap okumayı kolaylaştırır.
Çalışma masasına koyunca, hem şık bir görüntü hemde ışığın çok olması çalışma sırasında avantaj sağlar.
Bilmem siz de benim ile aynı düşüncede misiniz?

Aynalar


Spor tarzdaki bu ayna spor tarzdaki evlere, koridor yada hollere çok yakışır.


Bu ayna da bambu çerçevesi ve ferforje bağlantıları ile son derece antik bir havada amaaa



Benim favorim her zaman için naturellikten yana....
İstenilen renklerde boyanabilir ve arzu ettiğiniz her yere asabilirsiniz...
İnsanın gerçek yüzünü göstermese de bu aynaları çok beğendim. domino 'nun bulup çıkardıklarından...

Mutlu Bayramlar




Herkesin büyüklerinin elini öperek, gönlünü hoş ederek, yanlarında durmanın huzurunu hissederek yaşadığı bir bayram diliyorum...
Mutlu Bayramlar
Sevgiler....

December 06, 2008

Babaanne ve Dede Yanında...



Çok şey söylemek isterim bu fotoğraf ile ilgili ama fazla söze hacet görmüyorum.
Acı ile yoğrulmuş, hayatın her yaşanmışlığı yüzüne bir çizgi atmış, sert görünümünün altında son derece sevgi dolu bir kalp...
Karşılıksız verilen ve sonunda karşılığı muhakak alınan bir sevgi var ne diyebilirim ki...


Gelelim Babaanne ocağına....
Bizim Dinar'a gelebilme ihtimalimizin olduğu ama gelemediğimiz bir zamanda, Gülbeyaz annemin bize yedirmek için aldığı ve fakat biz gidemediğimiz zamanda onun yumurtlamasına denk gelmiş olup 20 gün-20 yumurta ve ardından kuluçka dönemiyle 10 adet minik hindi...
Şimdi hiç minik değiller.
Gayet güzel beslenip büyütülüyorlar fakat elbette torun sevgisine mağlup olup nohutlu pilav üzerinde servis ediliyorlar şimdilerde...


Bahçedeki naçizane sera...
Kayınvalidem ile kayınpederimin en büyük çekişme konusu; bahçenin neresine ne ekileceği...
Tabi ki kazanan hep annem..


Seranın içini fotoğraflamaya çalışırken elime değen ısırgan otu ile canım yandı ama yapmam gerekiyordu, aldırmadım...
Roka, maydonoz, ısırgan otu ve tekrar roka...
Sofradan eksik edilmeyen yeşillikler ve sağlıklı doğal yaşam....
Burası Afyon/Dinar...

December 05, 2008

Puf ama LojoBall

Biraz geç oldu ama açıklayayım.



Step Halı' nın yeni tasarımı Lojoball puflar.



İstenildiğinde fermuarını kapatarak kocaman bir top görünümünde oluyor, fermuarı açıldığında ise oturup yaslanılan bir sırt minderi ve puf haline dönüşüyor.

December 02, 2008

Denizbisikleti nin maceraları...

Eşimin işlerini ayarlamasıyla, erkenden Afyon/Dinar yollarına düştük. 29/12 gecesi, sabaha karşı yola çıkacaktık. Fakat Akif Eren beyin uyumaması ve dolayısı ile bizi de uyutmaması sebebiyle 02:30 sularında yola çıktık.

Böylece o gece uykusunu uyurken yolu epey kolaylamış olacaktık. (Akif Eren araba yolculuğundan hiç hoşlanmıyor da.) Hem de uyandıktan sonra dönüşümlü araba kullanarak ikimiz de fazla yorulmamış olacaktık.

Öyle de oldu çok şükür.

Buraya dair yazacak çok şey var fakat bilgisayarımın internet ayarlarını biran evvel halletmem gerekiyor. Teknik bir iki konu işte.

Konuyu değiştiriyorum ve hoooop

İşte size bir soru.

"Bu fotoğraftaki şey ne olabilir???"

Banyo Tasarımında Son Nokta.



Ne zamandır banyo tasarımlarını araştırıyordum. Fakat sizlere sunacak kadar enteresan, yaratıcı ve farklı tasarımlar bulamıyordum.



İşte bir kaç örnek.



Osmanlı esintilerinin yansıtıldığı çalışma benim ayrıca çok hoşuma gitti.



Hare Tasarımının çalışmalarını ise Maison Francaise sayesinde tanıdım.



En büyük favori ise dergide de tanıtılan bu fotoğraf. Kurna adı verilen tasarımda Tanju Özelgin'in imzası var. Kurna suyun akışından ilham alınarak tasarlanmış bir ürün.
www.haretasarım.com'da daha fazlasını da bulabilirsiniz. Çok güzel pano örnekleri ve banyo tasarımları da mevcut.

İnşaallah siz de beğenirsiniz...
Sevgiler...

November 30, 2008

Mutlu Çocuk, Mutlu İnsan, Mutlu Toplum....

Merhabalar
Geçen gün insanların yaptıkları bazı anlamsız şeyleri düşünürken farkettim ki;

Bebek olarak dünyaya geliyorsunuz ve büyümeye çalışırken önce ebeveynlerinizi, büyükanne ve büyük babaları, okul döneminde öğretmenlerimizi ve kazandığımız başarılar ile tekrar ebeveynlerimizi, işe başlayınca patronumuzu, sonra evlenip eşimizi ve evliliğin meyvesi çocuğumuzu mutlu etmeye çalışırken buluruz kendimizi. Bu arada çocuğu yetiştirirken de aile büyüklerini mutlu etmeye çalışırız elbette....
En sonunda da her halde ben mutlu edilme kademesine geldim şeklinde bir düşünce tarzı benimsiyor olacağız ki, etrafımızdaki insanların her yaptığına eleştirel gözle bakıp, "Aaaa Aysel sence bu hiç olmuş mu?!" ya da "Mehmet bunu sana hiç yakıştıramadım!" şeklindeki eleştirel cümleleri beynimizin derinliklerine kazıyoruz ve bu bilinçaltı yönetimin neticesinde ise mutsuzluğa tekrar mahkum ediliyoruz. Fakat bu sefer bir şartla... Bunu kendi kendimize yapmış oluyoruz.Halbuki şöyle olabilirdi.
Okul döneminde ebeveynler çocuklarının ne olmak isteyeceğine karar vermek yerine; kızımın-oğlumun acaba neye istidadı var? diye kafa yorsalar zaten olayın en büyük kısmını katetmiş oluruz.
Ondan sonra da o konuyla ilgili geliştirme çalışmalarını yaparkenki süreçte benim evladım bu sınavda başarısız oldu kompleksine girmek zorunda kalmaz; burda herkesle yarışacak düşüncesini kafamıza sokmamış oluruz. Hem çocuk da kendini atletizm yarışmalarındaki koşucular gibi görmeden kendinin farkındalığında, ne istediğini bilerek ve herşeyden önemlisi kendi sorumluluğunu aldığı adımlar atmaya yönlendirmiş oluruz.
Bu kısımda en çok anne babaya ondan sonra da büyük anne ve babalara iş düşüyor. Genel itibari ile büyükler kendi içlerinde ukde kalan şeylerin çocukların içinde de ukde kaldığını düşünürler ve o zaviyeye yönlendirmeye çalışırlar. Bu egoyu yendikten sonra çocuğun arkasında olduklarını göstermeli ve o her ne seçerse onunla gurur duyacaklarını teleffuz etmeliler ve bu yönde davranışlar göstermeliler.
Konunun zaten en can alıcı kısmı burda hallolmuş olacak. En başta belirttiğim gibi birey kendi mutluluklarını göz ardı etmeden ve bilakis kendi de mutlu olarak başkalarını mutlu ederse ileriki zamanlarda mutsuz bireyler yetiştirmeyecek ve kendini yanlızlığa mahkum etmemiş olacaktır.
Ben bir psikolog yada bireysel danışman vs... değilim. Şu an için sadece bir çocuk annesiyim. Etrafımda gözlemlediğim mutsuz insan- mutsuz evlilik- mutsuz çocuk- mutsuz toplum piramidinin bir an evvel yıkılması gerektiği kanısındayım sadece.
Elif A. Örencik ZORCAN

November 26, 2008

Enerji Deposu

25 Kasım günü hava çok güzeldi, fakat ertesi gün epey soğudu. Siteyi takip edenler bilir, eşimin çarşamba günleri maçı var. O yağmurun altında futbol oynayan biri elbette hasta olmaya müsaitti ve enerji depolaması lazımdı.

Kayınvalidem sağ olsun, gelininin organik adı altında sağlıklı yiyecekler yeme-yedirme takıntısına derman oluyor. Afyon/Dinar'dan sebzelerimizi, meyvelerimizi gönderiyor. Bu sefer mandalina, portakal, greyfurt o kadar çoktu ki; yemekle bitiremezdik zaten...




Bizde her şekilde tüketime hazırdık.

Bu arada mutfağıma eklenen dolabımdan sonra, bir iki radikal değişiklik yaptım. Pek hoşlanmasam da mutfağım turuncu-sarı tonları ağırlıkta oluverdi. Bu turunçgillerin fotoğraflarını da özellikle çektim.

Bastırıp ahşap bir tepsi edinip, üzerine bu fotoğrafı dekupaj yöntemi ile yapıştırırsam çok görsel olur diye düşündüm...

Gerisi de yaptıktan sonra...

November 24, 2008

NeşeLi Davet Sofrası

Dün bir telefon aldım sevgili arkadaşım Neşe'den...
Balık mevsimi malum dedi, biz de söylemesi ayıptır! hamsi yiyeceğiz dedi. Beraber yiyelim,lezzetine muhabbet katalım dedi.
Eee davet olur da icabet etmemek bize yakışır mı?!
Seve seve gideriz arkadaşlarımıza.

Bu arada pazar günü ben mutfak dolabına yaptırdığım ek kapak ve balkondaki eskiyen kiler dolabımın atılması, çiviler, vidalar, kavanozlar vs.. ile dolu bir pazar geçirdiğimden aklımdan çıkıvermiş devet edildiğimiz.

Ama canım balık istiyormuş ki, eşime yarın balık alalım da yiyelim iki haftadır yemedik dedim. Sonra birbirimize bakıp sustuk; ardından güldük. İkimiz de hatırlamıştık. Laf kalabalığına gerek yoktu.
Unutmadan, mutfağıma renk katan dolabım çok güzel oldu. Değişiklikler her zaman insanın içini açıyor. Bundan sonra kilerime bir iki raf çakacağız o işlerim var. Malum, dolap gitti...

Hmm gelelim sadede bu akşam Neşe'nin elinden enfes yiyecekler yedik..

Ellerine sağlık arkadaşım hepsi çok çok lezizdi..

Şimdi size o güzel sofranın resimlerini sunuyorum.


Ben ve Neşe fotoğrafları çekerken sabırla bizi bekleyen Rıdvan Ağabey'e ve sevgili eşime teşekkürü borç bilirim.


Sonuç itibariyle bu sofra karşısında nasıl beklenebilir ki?..



Güzel yemeklerimizin ardından Neşe boş durmamış bir de tatlı yapmış.
Tatlının fotoğraflarını ben Akif Eren beyi uyutmaya çabalarken çeken eşime çok teşekkürler.
Ailece sizin için çalışıyoruz vesselam...
Haftanın 6 günü çalışıp bu kadar şeye nasıl zaman ayırabildiğine şaşırıyorum.
Canım arkadaşım ellerine sağlık.Biz keyifle yedik.
Umarım blog okuyucularım da sofrayı beğenmişlerdir. Çünkü Neşe çok özenmeden hazırladığını söylüyor!!!
Hepinize sağlıklı günler, Sevgiler...

Öğretmenler Günü

Bugün bizim hayatımızda çok önemli yeri olan insanların günü.

Ayrıca ben de bir öğretmen çocuğu ve bir öğretmen yengesi (eşimin kardeşi) olarak gururla kutladım gecenin ilk saatlerinde...

İlk kutlayan ben olayım istedim.

Blogumu okuyan tüm blogcu arkadaşlarımın ziyaretçilerimin de öğretmenler günü kutlu olsun.
Nice öğrenciyi, kendi evladı gibi yetiştiren tüm öğretmenlere ki bu siz oluyorsunuz çok çok başarılar diliyorum...

Sevgiler

November 20, 2008

Kitaplık




Fotoğraflar: West elm'den alıntıdır.(Birleştiren ben olduğum için paraf attım:))







Kendime uzun zamandır bir kitaplık yaptırmak istiyorum.


Esasında ben bir tv ünitesi istiyorum ama iki tarafında da kapalı dolap olursa, kitaplarımı güzel bir şekilde muhafaza edebileceğimi düşünüyorum ama bu konuda iki alternatif var kafamda.


Birincisi beyaz renk ikincisi ise modern tarzda ahşap desenli lake kaplama. Ama karar veremedim bir türlü. Bu arada hangisi daha az toz gösterir, (Çünkü çok koyu renkler tozu çok belli ediyor) daha az göz yorar hepsini düşünüyorum elbette. Kısmet bakalım ne zaman sonuçlanacak benim fizibilitem.


Bu arada www.westelm.com 'da gezerken bulduğum örnekleri paylaşıyorum sizinle.


Bana da fikir verirseniz çok memnun olurum...

November 18, 2008

Elbise ve Şapka Askısı





Domino'nun her zamanki gibi bulup çıkardığı, benim de ordan cımbızlayıp sizinle paylaştığım enteresan ve bir o kadar da şık askı...

Köy, çiftlik gibi ortamları olanlar sanıyorumki "kurumuş ağaçlardan" özellikle belirtiyorum, değerlendirmek adına; verniklemek suretiyle ahşabın yapısını bozmadan ve koruyarak böyle bir şey yapabilirler..

Sizin de gördüğünüz üzre hiç bir enstantenesi yok..
Beğeninize...

November 16, 2008


Çarşamba günü eşim Rıdvan Ağabeyler ile birlikte halı saha maçı yapıyor. Geçen çarşamba biz hanımlar olarak bizde toplandık ve maç sonrası yemek yedik. Bu yemekten fotoğrafları ekledim size.


Neşe ve biz salata ve meze tarzında yemekleri çok sevdiğimiz için ağırlıklı bunlar var masada. Nohutlu pilav, schinitszel, tarhana çorbasını ve tiramisuyu fotoğraflamadım.


Burada da yoğurtlu közlenmiş biber salatası, makarna salatası, yeşil salata, kendi yaptığım turşum, ve patates püresi var.


Çok tarif gerektirecek şeyler olduğunu düşünmediğim için yazmadım. Ama eğer arzu eden olursa kendisine detaylı tarif edebilirim.

November 13, 2008

Yaş Günüm




İnsan sanırım her zaman planlamadığını yaşıyor. Ben de bu sene hiç bir plan yapmamıştım. sadece basitçe eşimle hatırlayıp geçeriz diye düşünüyordum. Sabah annemlerin geleceği haberini aldım. (muzip gülümseme yüzümü sardı.) Onlar aradıktan çok kısa bir süre sonra Asiyeler müsaitsek gelebileceklerini haber verdiler. Tabi ki müsaittik.

Öğleden sonra uğrayan Şükran Teyzem (annemin yakın arkadaşı) bana süpriz yapmış almış pastasını gelmiş. O geldikten sonra eski komşum Hayrunnisa ve İlknur Abla da geldi ve hep beraber pasta kesip kutladık. (İnsanın annesinin yanında olması çok güzel bir rahatlıkmış.Annem Akif Erenile ilgilendi bende rahatça hazırlıklarımı tamamladım)

Onları uğurlamak ve gelecek misafirlerim için hazırlık yapmak için antrede iken eşim geldi. Elinde pasta ve gülü ile...

Çok sevindim tabiki.

Ben Asiye'lerin benim yaşgünüm olduğunu bilmediklerini zannederken, onlar "facebook" vasitası ile öğrenip bana süper bir süpriz yaptılar.

Mutluyum...

Hatırlanmak çok mutlu ediyormuş...

Beni hatırlayan, o gün mesaj atan, arayan ve sonra hatırlayıp kutlayan tüm arkadaşlarıma, dostlarıma, babama, anneme, kardeşlerime ve tabiki sevgili eşime çok teşekkür ederim...

Beni sizler var ettiniz ....

Puzzle tabure...


Bu tabureyi çocuklar birleştirmek için çaba harcarken, birleştirildiğinde de oturmak için kocaman bir yer edinmenin mutluluğunu yaşayacaklardır. Şahsen benim çok hoşuma gitti. İstenilen renklere boyanabilirken; basit bir fikir ile ortaya çıkan güzelliğin keyfini yaşamak da bize kalır.

http://www.tonichome.com/ sayfasında çok daha güzel fikirler de bulabilirsiniz.

Aydınlatma örnekleri


Aydınlanma çeşitli metaryaller ile sağlanabilir belki ama şıklıkları bütün evi sarar. Dekorasyonu tamamlayan bir avize, lambader ya da abajurlar hem odanın havasını değiştirir hem de aydınlanırken göz zevkimizi de okşar.


Bunun gibi bir kaç örnek vermek istedim.

November 06, 2008

Gül


Yazacak çok şey bulamadım bu fotoğraf ile ilgili.
Yaz başında canım arkadaşım Yasemin'in evinde çekmiştim. Kurumuş bir turuncu gül. Çok asil bir o kadar mütevazı çiçek; gül.

Kristal


Kristal bir taht yaptım
Üzerine dünyaları kondurdum.
Tüm zamanın değerini
O dünyaya doldurdum.
Zaman da geçer , devran döner
Kristaller de kırılır belki ama
Tahtın bâki, hatıraların dâim kalır...
Elif A. Örencik ZORCAN

November 05, 2008

Usb memory disk



ilk gördüğümde ne olduğuna anlam veremediğim; fakat sonra fevkalade güzel bir fikir olduğunu düşündüğüm bu usb memory sticksler sanırım Türkiyede yoklar.512 MB, 1GB ve 2 GB'lik çeşitleri mevcut. Üstelik inanması zor ama el yapımı. Tahtadan üretiliyor. Doğal güzelliği kullanmanın çok hoş bir yolu.
Hollanda menşeli bu memory diskleri orada tanıdığı olan birileri temin edebilir diye düşünüyorum
Ayrıca bu http://www.oooms.nl/web sitesinde son derece enteresan başka tasarımlar da var. Bilginize...

November 02, 2008

İnadına güzellik...



İnadına yaşamak belki; inadına güzellikler...


Bir küçük salyangozun hayata tutunması herşeye inat;


Şehrin gürültüsüne, kalabalığa, her türlüyü kavgaya...


Çiçekle boy ölçüşürcesine, ben de varım dercesine,


Sizi herkes sever- görür ama ben burdayım der gibi...


Yeşilin derinliğine, güneşin gülümsemesine göğüs açarcasına


Çocuk seslerine kulak verir bu salyangoz.


Bir çocuk parkının en nadide yerinde, belki görülebilme ihtimalinden habersiz


Belki biri beni görsün derdinde.


Kim bilir Rabb'i ona hangi görevi verdi...




Her türlü kargaşanın yaşandığı bu günlerde iç karartmamadan hayata tutunmak gerek dedik. Havanın sıcak olması ve en güzeli hafta sonuna gelmesiyle, Alperen dayısı, babası ile Akif Eren'i site içindeki parklardan birine götürdük.


Biz parkın kenarındaki kameriyelerden birinde otururduk. Bir taraftan termosumuza koyduğumuz sıcacık bergamotlu çayımızı yudumladık diğer tarafta Akif Eren'in kaydıraktan kayma çabasını izledik. Kendi başına ve rahatça hareket edebiliyor olması onu çok mutlu ediyor.Tabi bizi de...


Bendeniz blogum ve fotoğraf arşivim için malzeme topladım.Alperen ve eşim de gazeteleri didik didik ettiler. Akif Eren yeşilliklerin içinde; top oynayan ağabeylerinin etrafında dolaştı durdu.


Bu kadar yorulmak o kadar iyi geldi ki, neredeyse bayılır gibi uyudu saatlerce. Gözümün nuru her geçen gün büyüyorsun.İyi ki de öyle.


Ama babanın ayakkabılarını balkondan aşağa atıp kaybolmasına sebep olmasan daha iyi olurdu anneciğim.

November 01, 2008

29 Ekim tatil olunca...



















Tatil her zaman olmayınca, her tatilde de hava güzel olmayınca fırsatları iyi değerlendirmek lazım dedik. Ve Sular vadisi'ne gittik.

Akif Eren bey Nükte hanım ile ellerini suya soktu. Nükte ile oyun oynamaya çalıştılar fakat sonuç bebek arabasını çekiştirmeye döndü, ama gerçekten eğlendiklerini görmek mutluluk verici.

Ben fotoğraf çekmek ile meşgul oldum. Çok değişik çiçekler ekmişler ve hepsi hakkında bilgiler vermişler. Bence çok da iyi yapmışlar.






















Akif Eren çiçeklerden ise küçük havuzlara ve gölete girmek ile daha çok ilgilendi.

Türkiye' de bunun gibi botanik parkların, çocuk müzelerinin, çocuk gelişimini arttırıcı alanların kesinlikle artması lazım ve bizim de millet olarak daha yoğun ilgi göstermemiz gerekiyor diye
düşünüyorum.

October 29, 2008

Mor menekşe


Mor menekşelerim

Hayata karşı inatçı olmak, sabırlı olmak ve naif olmayı tefekkür ederek öğrenmek gerekiyor.
Bu kibar çiçeklerimi sizinle paylaşmak istedim. Aslında yazmak istediğim çok şey oldu fakat yaratılmış bu güzellikler karşısında pek birşey yazamadım. Yaratılanı sev, yaratandan ötürü felsefesini Akif Eren'de de görüyorum ve her defasında çok mutlu oluyorum.
Sevgi doluluğu beni mest ediyor. Kuşları, kuçu kuçuları, ağaçları ve menekşelerimi bile öpücüğe boğuyor.

Sanırım sevgi herşeyi yeşertiyor. Mevsime inat olsa dahi...

October 19, 2008

Keyifli pazar


Eskiden pazar günlerini hiç sevmezdim. Çünkü ertesi gün okul olurdu ve erken kalkmak zorunda kalırdım. Şimdi de eşim işe gideceği için biraz hoşlanmadığım olabiliyor ama birlikte güzel vakit geçirerek bunu absorbe edebiliyoruz.
Bu pazar da evde olmamızın verdiği rehavet ile ve bir değişiklik yapma arzusuyla yemek yerine börek, kurabiye ve pasta yapmayı tercih ettim. Bir nevi kendimize sürpriz yapmış oldum. Akif Eren pek hoşlanmadı benim ondan başka birşeyle ilgilenmemden ama yapacak birşey yok; dayanmalı...
Sahtekar Pastanın malzemeleri:
3,5 su bardağı süt
1 yumurta
7 yemek kaşığı şeker
125 gr (1/2 pk) margarin
2 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı buğday nişastası
1 pk bebe bisküvisi (200 gr)
Sosu için:
1 su bardağı su (süt de olur ama görünümü mat oluyor)
4 yemek kaşığı şeker
2 yemek kaşığı kakao
! yemek kaşığı buğday nişastası
İç malzemenin hepsini bir tencerede karıştırıp muhallebi kıvamına getirin. Biraz ılınınca içine bisküvileri kırmadan ekleyip fazla kırılmamasına dikkat ederek karıştırın. Yuvarlak bir kaseye strech film serin ve bu karışımı dökün. Soğumaya bırakın.
Bu arada çikolata sosu da bir yerde pişirin. Hazır çikolata sos ile aynı tat oluyor. Ben bunu yapmayı tercih ediyorum.
Buz dolabında soğuyan ve homojen soğuduğundan emin olduğunuz pastayı servis tabağına ters çevirip fazla soğumamış olan sosu üzerine yayın.
Tekrar buzdolabında bekletin.
Afiyet olsun...
Elif Örencik ZORCAN

October 17, 2008

Dekoratif Kutular


Şimdi çok moda biliyorsunuz. Her yerde çeşitli renkte ve kalitede bulabileceğimiz kutular. Ama bu kutuları nasıl kullandığımız da önemli...
Ben yemek odasındaki gümüşlüğün içine konulan bardak tabaktan pek hoşlanmam mesela. Salon takımım da modern tarzda. Minimalizmi de sevdiğim için; bardaklarımı şık bir hamle ile kutulara koyup gümüşlüğe yerleştirdim.
Annem her ne kadar bu da ne kızım, gel şuraya dantel açalım dediyse de direttim ve gençler tarafından da çok olumlu eleştiriler aldım. Belki sizin evinizde de ortada çok yer işgal eden ve koyacak yeriniz olmadığı için oraya buraya sıkıştırdığınız şeyleri koymaya bir fikir verir diye ümit ederek yazdım ...
Sevgili ihtiyar heyetim, beni mazur görün ama ben o kutuları seviyorum...
Elif Ö. ZORCAN

Tatlı Misafirler...







Sabahtan gelen arkadaşım Gülcihan ile çok güzel bir gün geçirdik. fotoğraflarını koyacağım. Akşam yemeğimizin.
















ARMUT KÖFTELER:




Malzemeler:


8 adet küçük boy taze patlıcan

1 adet tavuk göğsü (rondodan geçirilmiş)

1 adet haşlanmış patates

1 adet yumurta

2 dilim bayat ekmek içi

tuz, karabiber


Küçük patlıcanlar sapları kalacak şekilde soyulur ve tuzlu suda acısı çıkıncaya kadar bekletilir.


Bu arada küçük bir tencereye sıvıyağ konulur. (bütün olarak kızartılacağı için küçük ve taze olması önemli) Patlıcanlar kızartılır ve ayrı bir yere alınıp soğumaya bırakılır.


Tavuk göğsü rondodan geçirilerek kıyma haline getirilir.Haşlanmış patates rendelenerek tavuğun içine eklenir. Bayat ekmek içi ıslatılıp sıkılır ve karışımın içine ufalanır. Yumurta, tuz ve karabiber eklenip yoğururulur.


Elimizi hafif ıslatarak karışımdan patlıcanın etrafını saracak kadar bir parça alınır sonra patlıcanın etrafına güzelce kaplanır. Bütün patlıcanlara aynı işlem uygulandıktan sonra tekrar kızartılır.


En son servisten önce arzu edilirse bir tencereye tereyağ konulur. Isınınca rendelenmiş domates ve biraz salça ile pişirilip armut köftelerin çok az altına sonra üzerine konulup fırında 10 dk kadar ısıtılır.





Afiyet olsun










Kendi yaptığım turşum. Pırasalı kolay böreğim ve kereviz salatam da soframın diğer lezzetlerinden idi...

October 05, 2008

Ramazan öncesi son gezimiz...


Ramazan öncesi çıktığımız son gezi de cuma akşamı İzmit/Değirmendere'deki eşimin halasının evine gittik. İstanbul'da bulamadığımız çim bahçelerde Akif Eren beyin rahat rahat oynayacağını hayal ederken beyefendi çimlerden huylandı. Ellerini çime değdirecek diye ödü patladı. Deniz kenarında kumlardan da huylanmıştı zaten ama bu kadarını düşünmemiştik. Ama top oynamaktan da vazgeçemedi. Asel kardeşi(2) ile çok güzel oynadılar sonunda...




Tabii Şirini unutmamak lazım. O da bu tatlı evin köpeği. Ama ismi gayet uymuş bu taze anneye.Tam 8 bebeği olmuş şirinin daha 4 hafta önce...




Şirinin yemek yerken elimizden yiyecekleri almasından Akif Eren bey de nasibini aldı. İlkin epey korktu ama sonra alıştı oğlum bu duruma.




Burada eniştemizin arka tarafa ektiği domates salatalık cherry domateslerden topladıktan sonra keyifle İzmit ayağını bitirdik gezimizin.




Vee Adapazarı/Ali Fuat Paşa'ya gittik. Asiye-Veysel çiftinin ailelerinin evlerine gittik. Veysel'in babası Mustafa Amca ağaçlarına tek kelime ile aşık bir çiftçi. Ben bir insanın bir bitkiyi bu kadar aşkla sevebileceğini düşünmezdim.








Cumartesi akşamı bağa çıktık. İnsanın aklına

gelebilecek bütün mevsim meyvelerini bulduk ve ağaçtan koparıp yemenin zevkini çıkardık bu meyvelerin. Bağdan Ali Fuat Paşa ve Sakarya nehrinin görünümü.



Temiz havayı ciğerlerimize çektik ve o enfes meyvelerin tadını çıkardık.




Üzüm bağında ağaçların boyu Akif Eren beye göre olduğu için rahatça koparıp yiyebildi.Bu O'nu çok mutlu etti.


Armutlar da olmak üzereydi. Ve hepsi çok lezizdi.
Mustafa amcaya bize bu güzellikleri yaşama fırsatı verdiği için çok teşekkürler.Asiye ve Veysel'e de bizi davet ettikleri için teşekkürler.
Her ne kadar Akif Eren, Berre'yi deli etse de bu onların ileride çok iyi arkadaş olacakları anlamına geliyor bence.

Ramazana hazırız ve Ramazanı inşallah layığıyla yaşarız. Bu mübarek ayda tüm dualarınız kabul olsun.
Elif A. Örencik ZORCAN

Bayram telaşesi


Bir bayram koşturmacası yine
Sabah erkenden(5:30) kalkıp havaalanına gidip o kalabalığı görünce gözlerimize inanamadık. İçeri girebilmek için bile uzayan kuyruklarda sıraya girmemiz gerekiyordu. Uçağa 30 dk vardı çabuk olmalıydık.
Check in işlemini online olarak yapmıştık yapmasına ama bavullar vardı ve asıl pandomima burda kopuyordu. Buradaki kuyruk içeri girerkenkinden bile fazlaydı.
Uçağımızın kalkmasına az kaldığını söylediğimizde bize öncelik tanıdılar tanımasına ama ikinci güvenlik kontrolüne girmemiz gerekiyordu.
O sırada "Zorcan ailesi lütfen 101 No.lu kapıya gelin" sesi havaalanında çınlıyordu. İkinci kontrol için acele etmeliydik ama sıra! Sıradakilerden izin almamızı söyledi güvenlik görevlisi. Türkler tamam ama Rus bayanın hakkını aldığımız için "Sorry Mrs. We are so sorry" (Çok üzgünüz bayan) ama acele etmeliydik.Hem de çok
Vee Akif Eren babasının kucağında benim elimde kabine konulacak küçük bagaj ve 101 No.lu kapıdan geçmek için epey koşturduk. En nihayetinde uçağa girdik çok şükür. Artık rahat bir nefes alabilirdik. Şimdi bize iyi bayramlar...
Elif A. Örencik ZORCAN

October 04, 2008

Bayramınız kutlu olsun

Biraz şeker, biraz baklava ama en çok yüzlerde kalan gülümsemelerdir unutulmaz yapan bayramları. Yine böyle bir bayram yaşayabilmemiz ümidi ile...
Eski bayramları unutulmaz yapan da sanırım o naiflikti. Mendillerin içine konan harçlıklar, kolonya kokusuna karışan şekerlemenin tatları, minik cüzdanlarda biriken bayramlıkların sayılması her defasında; sanki artarmışçasına...
En çok da ayakkabılara sevinirdik. O parlak ayakkabılar tekrar tekrar giyilir bayram öncesinde ama odanın en baş köşesine konur itina ile.Taa ki o sabaa kadar...
Babalar namazdan geldiğinde muhteşem bayram kahvaltısı hazır, fonda TRT Fm bayram şarkıları-türküleri, yüzlerde babanın gelmesini bekleyen o müthiş heyecan, el öpmeler, bayram harçlığı için pazarlık yapmalar ve elbette taptaze giyilmiş daha yeni kokusu üstünden gitmemiş bazen anne dikimi bazen satın alınmış bayramlıklar....
Çocuklarımızın da bu güzellikleri yaşayabileceği bayramları hepbirlikte yaşamak arzusu ile.
Elif Örencik ZORCAN

September 15, 2008

Anne olmayı öğreniyorum

Sanırım ben Anne olmayı öğreniyorum.

Ben O' na dünyada başına gelebilecek her türlü duruma karşı hazırlıklı olma eğitimini vermeye çalışırken, onun iyi ve erdemli bir insan olması için her türlü çabayı verirken ve her türlü fedakarlıkta bulunurken o bana bunları nasıl yapacağım konusunda çok önemli birşeyleri hatırlattı.

Belki de bunları yaparken benim ne olduğumu gösterdi bana. Kim bilir en usandığımda derin bir nefesle sabır çektiğimi ciğerlerime ve canlandığımı anlattı bana göz yaşlarıyla. Belki de gece uyumadığında kendine karanlıktan korkmamayı öğretti kim bilir..
Benim bildiğim şey bana ANNE olmayı öğretirken benim aslında sadece ona yol göstermeye çalıştığım ve kendi yolunu seçerken her zaman onun arkasında olacağımdır. Canım oğlum seni her ne koşulda olursan ol hep çok seveceğim, seveceğiz....Elif A. Örencik ZORCANAnnen....

August 10, 2008

Şiir

Dilime pelesenk olmuş, benim için yaşanmışlık dolu çok yeri ve çok zamanı çağrıştıran bir şiirimin ufak bir dörtlüğü ile başlamak istedim.

Bir sigara dumanındaydın,
Zihnim kadar dumanlıydın.
Bir nefeste tüketilemezdi sevgin;
Dağıldın gittin...


Elif Örencik ZORCAN

Human Calendar